Güncel

Showing posts with label Kalp. Show all posts
Showing posts with label Kalp. Show all posts

Kalp ritmini düzenleyen ilaç, kanser riskini artırabilir

Written By THA on Friday, 12 April 2013 | 19:27

Kalp ritmini düzenleyen bir ilacın, kanser riskini artırabileceği belirlendi.

Tayvan'da bilim adamlarının yaptığı araştırma, kalp ritmini düzenlemede sıkça kullanılan, etken maddesi amiodaron olan ilacın çok yavaş çözüldüğünü ve uzun süreli kullanımda çok büyük bölümünün dokularda biriktiğini gösterdi.

Amerikan “Cancer” dergisinde yayımlanan araştırmada, bu ilacı kullanan 6 bin 418 hastanın sağlık durumu 2,5 yıl incelendi.

Hastalardan 280'inin kansere yakalandığı görüldü.

İlacı her gün yüksek dozda kullananların kansere yakalanma riskinin diğer hastalardan yüzde 46 arttığı belirtildi.

Bilim adamları, yaş, cinsiyet ve diğer hastalıklar göz önüne alındığında, yüksek dozda bu etken maddeyi içeren ilacı kullananların kansere yakalanma riskinin, düşük dozda kullananlara göre yaklaşık iki kat artabileceği uyarısında bulundu.

Dr. Vincent Yi-Fong Su ve ekibi, bu etken madde ve kanser bağlantısının ayrıntılı olarak daha sonraki klinik araştırmalarda ortaya konması önerisinde bulundu. (AA)

Ani kalp ölümü nasıl gelişir?

Written By THA on Wednesday, 12 September 2012 | 13:24

Kalp hastalıklarından ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kalp krizi olarak bilinen akut miyokard infarktüsü alıyor. Bu durum, ventriküler fibrilasyon denen ölümcül ritm bozukluğu sonucu oluşuyor.

Akut miyokard infarktüsüne bağlı ölümlerin çoğunlukla ilk 8 saat içinde olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Güven Caner, ölümlerin daha çok ventriküler fibrilasyon, yani ritm bozukluğu sonucu olduğunu söyledi.

Ventriküler fibrilasyonu, “Kalbin gelişigüzel elektrik deşarjları ile gelişigüzel etkin olmayan kasılmaları” olarak tanımlayan Dr. Caner,”Neden de büyük sıklıkla kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da bir kaçının tıkanması sonucu kalp kasının hasar görmesidir" dedi ve şöyle devam etti:

"Etkin olmayan bu gelişigüzel kasılmalar nedeniyle kalp vücuda, özellikle kansızlığa karşı diğer organlardan çok daha duyarlı olan beyne yeterli kan gönderemeyeceği için öncelikle beyin fonksiyonları bozulur, şuur kaybı oluşur. Beynin kansızlığa tahammülü en fazla 5 dakikadır. 5 dakika içinde beyne ihtiyacı olan kanın gitmesi temin edilemezse beyinde geri dönüşü olmayan hasar oluşur. Başka bir deyişle beyin ölümü gerçekleşir. Bu durumda kalp tekrar normale döndürülse bile hasta bitkisel hayata girer” dedi.

'BEYİN ÖLÜMÜNÜN GERÇEKLEŞMEMESİ İÇİN KALP MASAJI ŞART'
Beyin ölümünün gerçekleşmemesi için hastaya hemen kalp masajı yapılması gerektiğini vurgulayan Caner, defibrilasyon işlemine dikkat çekti:

“Herkesin etkin kalp masajı yapmayı öğrenmesi bazen hayat kurtarıcı olabilir. Burada asıl sorun venriküler fibrilasyonun normal ritme döndürülmesidir ki bunun da tek yolu hastayı defibrile etmektir. Yani halk arasındaki bilinen adıyla elektrik şokuyla kalbin ritmini düzeltmektir. Bunun içinde mutlak gerekli olan defibrilatör denen elektroşok aletidir. Bu alet hastanelerde, polikliniklerde ambulanslarda kullanıma hazır vaziyette bulunmaktadır. Ancak bunların insanların toplu halde bulunduğu her yerde bulundurulması şarttır. Hele de spor yapılan veya yaşlı kişilerin fazla olduğu yerlerde mutlak bulundurulmalı ve mümkün olduğunca herkes bu aleti kullanma konusunda eğitilmelidir. Çünkü beyni ve dolayısıyla hastayı kurtarabilmemiz için sadece 4-5 dakika gibi bir zamanımız vardır. Bu süre içinde her zaman sağlık elemanı bulunması mümkün olmayabilir.” (ntvmsnbc)

'Bel-kalça oranı kalbi etkiliyor!'

Written By THA on Saturday, 5 May 2012 | 23:43

Prof. Dr. Süleyman Sırrı Kes, ”Kalçaya göre bel kalınlığı artarsa kalp hastalığına yakalanma riski yükseliyor.

Erkeklerde bel çevresi genişliği 94, kadınlarda ise 80 santimetreden yüksekse risk artar” dedi.

Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Süleyman Sırrı Kes, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koroner kalp hastalığının 20’li yaşlardaki erkeklerde bile görüldüğünü, Türkiye’de 45-75 yaş arasındaki erkeklerin kalp hastalıklarından ölüm oranının bütün Avrupa ülkelerinden daha fazla olduğunu söyledi.

Son yıllarda kadınlarda sigara tüketimine bağlı olarak kalp hastalıklarının arttığını vurgulayan Kes, ”Sigara tüketimi ile riskin artması eşit gider. Sigara bırakıldığında ise hastalığın riskleri azalır. Örneğin, sigarayı bırakan bir kişinin bir yıl içinde kalp hastalığına yakalanma riski yüzde 50 azalıyor. 10 yıl sonra ise hiç sigara içmemişlerle aynı seviyeye geliyor. Kilo arttıkça teknenin batma ihtimali artıyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Kes, obezite ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkinin, yağın vücutta dağılımıyla ilgili olduğunu, yağın göbekte toplandığı durumlarda ise riskin çok yükseldiğini vurguladı.

Bel genişliğinin kalp hastalığında önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kes, şunları söyledi:

”Kalçaya göre bel kalınlığı artarsa kalp hastalığına yakalanma riski yükseliyor. Ülkemizde obezite önemli bir rahatsızlık. Erkeklerde bel çevresi genişliği 94 santimetreden yüksekse risk artar, 102 santimetreyi geçtiğinde risk daha yükseliyor. Kadınlarda ise bel genişliği 80 santimetre üzerinde risk artmakta, 88 santimetre üstünde ise risk en üst seviyeye gelmektedir.”

Prof. Dr. Kes, yapılan çalışmalarda, düzenli bir aktivitenin kalp hastalığından ölümleri yüzde 14 oranında azalttığının görüldüğünü belirtti. (aa)

Kalp krizi 2 hafta önceden sinyal veriyor

Written By THA on Saturday, 24 March 2012 | 23:14

ABD’de yapılan bir araştırma sonucunda, kalp krizi geçiren kişilerin kriz sinyalini en az iki hafta önceden verdiği ortaya çıktı.

Krizin atardamarlardaki kan ölçümleri sayesinde tahmin edilmesinin mümkün olduğu görüldü.

Science Translational Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmada, daha önce kalp krizi geçirmiş 50 kişi ile sağlıklı kişilerin atardamarlarındaki kan hücreleri karşılaştırıldı. Buna göre, kriz geçiren kişilerde “CEC” adı verilen kan hücreleri daha çok bulunuyor. Sağlıklı kişilerde mililitre kan başına 2 ila 5 arasında kalan CEC hücreleri, kalp krizi geçiren kişilerde 12 ila 51 arasında çıkıyor. Boyutları da nispeten daha büyük ve şekilsiz olan hücreler, krizin iki hafta kadar öncesinde çoğalmaya başlayarak haber veriyor. Kalp krizlerinin çoğu, kalbi besleyen damarların tıkanmasıyla oluşuyor. Kolesterol ve bazı yabancı maddelerin oluşturdukları tabakalarla daralan damarlar zamanla tıkanabiliyor. Kan akışının devam edebilmesi için kırılan bu tabakalar kana karışarak pıhtı halini alınca kalp damarları tıkanarak krize neden oluyor.

2 yıla uygulanabilir

Uzmanlar, işte kalp damarlarındaki CEC hücrelerinde bu dönemde başladığı düşünülen artışın, krizin habercisi olarak tanımlanabileceğini söylüyor. Birçok kriz, kalp ağrısıyla doktora başvurup hiçbir bulguya rastlanmadağı için eve gönderilen hastalarda takip eden birkaç gün içinde görülüyor.

Araştırmayı yürüten doktorlardan Raghava Gollapudi, “Bir veya iki yıl içerisinde hastanelerin acil birimlerinde yapılacak kan testleriyle kriz riski taşıyan insanları tespit etmek mümkün olacak” diye konuştu.

Kalp kapakçığı delik hastalara güzel haber

Written By THA on Wednesday, 21 March 2012 | 20:43

Mersin'de 4 hastanın sonradan oluşan kalp delikleri Devlet Hastanesi'nde ilk kez uygulanan 'anjiyo şemsiye' yöntemiyle kapatıldı.

1 saat süren operasyonun ardından 6 saat yoğun bakımda kalan hastalar taburcu edildi. Adana, Ankara ve İstanbul'da kalbi delik hastalar için ameliyatsız uygulanan 'anjiyo şemsiye' yöntemi Mersin'de ilk defa Mersin Devlet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde 4 hastaya uygulandı.

Ankara, İstanbul gibi büyük merkezlerde yapılan bütün kardiyolojik tanı ve tedavi yöntemlerinin tamamını kendilerinin de uygulamaya başladığını belirten Dr. Nihat Söylemez, yöntemin 'şemsiye' adı verilen medikal bir parçayla yapıldığını, hastaların sağlık durumlarının iyi olduğunu söyledi.

Yöntemle, bacaktaki toplardamardan vücuda girerek kalbin sağ tarafına ulaştıklarını ifade eden Söylemez, “Sağ tarafından bir kateterle sol tarafına geçip, daha sonra o cihazı kateterin içerisine gönderip önce sol taraftaki medikal bir cihaz olan şemsiyenin bir nevi sol taraftaki kısmını açıyoruz. Onu defekt olan bölgeye iyice yanaştırıp daha sonra sağ taraftakini açıp, bu esnada da ekokardiyografi denen boğazdan görüntüleme işlemiyle de o defekte tam olarak oturup oturmadığını kontrol ediyoruz. Cihazı serbestleştirip, ekipmanımızı geri çekip işlemimize son veriyoruz. İşlem hazırlık aşamasıyla 1 saatte bitiyor” dedi.

Uygulamaya koydukları yeni yöntemle hastanın göğüs kafesini yarmaya ve neşter atmaya gerek kalmadığı için büyük ilgi gördüğünü kaydeden Söylemez, 'anjiyo şemsiye' uygulanan hastaların cerrahi müdahalenin ardından 6 saat yoğun bakımda kaldıktan sonra taburcu edildiklerini söyledi. (iha)

Guatr, epilepsi ve kalp hastaları dikkat!

Written By THA on Sunday, 18 March 2012 | 14:41

Sağlık Bakanlığı üç ilacın bazı serilerini piyasadan çekiyor...

Sağlık Bakanlığı, üç ilacın bazı serileri için ikinci sınıf B seviyesine çekme kararı aldı.

İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, guatr hastalığı (hipotiroidizm) tedavisinde kullanılan 'Levotiron Tablet 100 mcg' adlı ilacın '02512' serisi, sara hastalığı (epilepsi) tedavisinde kullanılan 'Karazepin Tablet 400 mg 30' adlı ilacın 1170 serisine ve kalp hastalığı tedavisinde kullanılan 'Danitrin Fort Tablet' adlı ilacın tüm serileri için 2'nci sınıf B seviyesinde çekme kararı alındı.

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, tüm sağlık kuruluşları, eczane ve hastanelerin, en kısa sürede söz konusu ilaçları, ilaç depolarına veya üretici firmalara iade etmeleri istendi. (dha)

Genetik check-up kişiye özel

Written By THA on Wednesday, 14 March 2012 | 02:17

Genetik check-up kişiye özel

Gelecekte kalpten diyabete kadar birçok önemli hastalığa yakalanma riskinizi, çocuğunuza geçirebileceğiniz hastalıkları, ilaçlara karşı bünyenizin vereceği tepkiyi ayrıca ihtiyaç duyduğunuz beslenme, diyet gibi sağlıklı yaşam bilgilerini öğrenmek isteyenler için artık basit bir test var: Genetik Check-up.

Basit bir tükrük testiyle yapılan Genetik Check-up hakkında bilgi vermek için Acıbadem Sağlık Grubu’nun düzenlendiği “Kişisel Genetik” konferansının davetlisi olarak ülkemize gelen Pathway Genomics’in Medikal Direktörü, Genetik Uzmanı Dr. Michael Nova, genlerin incelenmesiyle kişinin gelecekteki sağlığıyla ilgili bilgiler elde edildiğini söyledi.

ABD’deki Pathway Genomics’in Medikal Direktörü Dr. Michael Nova, doktorların katıldığı “Kişisel Genetik” toplantısında, “Genom Projesi” kapsamında artık tüm genlerin tesbit edildiğini, günümüzde bu genlerin hangi hastalıkları yaptığının tesbiti üzerinde çalışmaların sürdüğünü açıkladı. Dr. Nova direktörü olduğu laboratuvarın 60 bin kişinin gen yapısını yaklaşık 2 yıl gibi bir sürede çıkardığını belirtti.

Genetik biliminin sunduğu imkanların gelecek yılların sağlık sisteminde önemli yer tutacağını, artık hastaların ellerinde genetik testleriyle hekimlere başvuracaklarını öngören Dr. Michael Nova, “Tükürük örneği alarak yaptığımız DNA analiziyle hastanın ilaç alerjisini, hangi ilaçtan hangi dozda alması gerektiğini, kendisi için doğru diyetin ne olduğunu ve hangi sporu yaparsa zayıflayabileceğini tesbit edebiliyoruz. Diyabet, hipertansiyon, kalp ve obezite gibi kronik hastalıklara yatkınlığın önceden belirlenerek gerekli yaşamsal değişikliklerin yapılmasıyla ülkelerin sağlık harcamaları da önemli ölçüde azalıyor” diye konuştu.

Genetik biliminin bugünkü durumuna gelmesi için uzun yıllar çalışıldığını, bu alanda son 10 yılda başarılanların baş döndürücü olduğunu vurgulayan Dr. Michael Nova, şunları söyledi:
• Bir insanda 25 bine yakın gen bulunuyor. Araştırmalara göre sağlıklı insanlarda hastalık yapabilen 40-100 gen var.
• Genetik bilimi klasik tıbbın yerine talip değil. Aksine, mevcut tedavilere yardım edebilir.
• Son yıllarda sağlıkta bazı trendler gündeme geldi. Bunlardan biri de nüfus yaşlandıkça tıbbi bakımı da kişiselleştirmek gerektiğidir. Burada genetik bilimi devreye giriyor.
• Kişiye özel tedaviye doğru ilerliyoruz. Örneğin bir ilaç bir hastada çok iyi etki ederken, bir başkasında hiç işe yaramayabiliyor. Genetik testler yardımıyla biz en doğru ilacın, en doğru dozda verilmesine imkan yaratıyoruz. Araştırmalara göre ilaçların yüzde 50’si etkisiz kalıyor. ABD’de giderek daha çok sayıda ilacın etiketinde “Bu ilacı alacaksanız genetik test yaptırmalısınız ya da yaptırmanız önerilir” yazıyor. Bu sayede kişinin aldığı ilaçtan en yüksek derecede faydalanmasını amaçlıyoruz.
• Genetik testlerin amaçlarından biri de; ülkelerin sağlık alanında yaptığı büyük harcamalarla ilgili olarak tasarruf etmelerini sağlamak. ABD’de kronik hastalıkların tedavisine önemli bütçeler ayrılıyor. Bu harcamaların yüzde 80’ini de yaşam tarzına bağlı kişisel harcamalar oluşturuyor. Obezite, kalp, diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar devletin sırtında çok önemli bir mali yük oluşturuyor.
• Aynı şekilde bireylerin genlerine göre beslenme diyetlerini, yapacakları sporun türünü belirlemelerini sağlıyoruz.

SOYAĞACI ÇIKARILIP GENETİK TARAMA YAPILIYOR

Konferansta konuşan Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yasemin Alanay da, içinde bulunduğumuz 21’nci yüzyılın bilim ve teknoloji alanında önemli gelişmelere sahne olduğunu belirterek şunları söylüyor:
“Kişiselleştirilmiş Tıp Çağı” olarak da adlandırılan bu dönemde kişisel genom analizi yardımı ile genetik hastalık taşıyıcıları, yaygın hastalıklarla ilgili bireyler arasındaki genetik farklılıklar ve bu hastalıklara yatkınlık durumunu, bireylerin ilaçlara farklı yanıt vermesinden ve bazı yan etkilerden sorumlu genetik faktörler tespit edilebiliyor.”

ACIBADEM KİŞİSEL GENETİK SAĞLIK PROGRAMI KAPSAMINDAKİ TESTLER:

ABD ve Avrupa’da “İnsan Genom Projesi” yürütüldüğünü, bu projenin sonucunda artık insanın DNA’sında yaklaşık 25 bin gen olduğunu öğrendiklerini ifade eden Doç. Dr. Yasemin Alanay, Acıbadem Sağlık Grubu’nun da kişisel genetik testlerle önemli bir sağlık hizmeti sunduğunu belirterek, şu bilgileri veriyor:
“Hepimizin DNA’ları benziyor ama kişisel farklılıklar var. Bu nedenle genel incelemeler değil, kişiye özel yatkınlıklara bakan testler üretilmeye başlandı. Bu testlerin içinde bizim uygulamaya başladığımız Pathway Genomics ile işbirliği yapılan Genetik Check-up. Bu hizmet, “Kişisel Genetik Sağlık Programı” kapsamında ele alınıyor.

GENETİ CHECK UP 4 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

Birinci bölümde: Birden fazla genin etkili olduğu diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve bazı kanserler açısından 24 hastalığa olan yatkınlığa bakılıyor.

İkinci bölümde: 10 tane sık kullanılan ilaca vereceğiniz kişisel yanıtlara bakılıyor, alınacak önlemleri söylüyor. Bu ilaçlar arasında son dönemlerde güncel olan kolesterol düşürücü statinlere vereceğiniz kişisel yanıt ve kas yıkımı ile giden yan etkisinin sizde görülme yatkınlığının olup olmadığına bakılıyor.

Üçüncü bölümde: Sıklıkla gebelik öncesi ya da evlenmeden önce yaptırılması önerilen 76 tek gen hastalığı için taşıyıcılık taraması testi sonuçları yer alıyor. Bu testi önemsiyoruz. Diğer hastalıklar için bazı testler mevcuttu ancak taşıyıcılık taraması yeni bir alan. Türkiye’de daha önce yoktu. Özellikle akraba evliliğinin yüksek olduğu ülkemiz için önemli bir avantaj sağlıyor.

Dördüncü bölümde: Kişiye özel diyet ve egzersiz önerilerinin yer aldığı kapsamlı bir bölüm mevcut. Diyet önerileri arasında size uygun diyet tipi, beslenme davranışlarınız ve hangi vitaminlerin eksikliğine yatkınlığınızın olduğuna ait bilgiler yer alıyor.

Son olarak; tüm bu bilgiler bir genetik uzmanı tarafından aile ağacı çizilip, sağlık bilgileri ve kullanılan ilaçlar sorgulanarak özel bir “genetik danışma” görüşmesi ile kişiye aktarılıyor.

GENETİK BİLGİLERİN MAHREMİYETİ NASIL KORUNUYOR?

Kişisel Genetik Sağlık Programı kapsamındaki testlerde elde edilen bilgiler gizli ve kişiye özel şekilde saklanıyor. Testi alan kişi dışında hiç kimse bu bilgilere ulaşamıyor. Sadece genetik danışma veren, genetik hekimi, testin içeriğini anlatmak için özel şifreyle ulaşıyor. Buna çok önem veriyoruz, mahremiyet tüm genetik testler için geçerlidir, dünyanın her yerinde önem verilen şeydir. Kişi testi yaptırmadan önce sonuçlarının doğurabileceği psikolojik, sosyal etkileri anlamalı. Bu riski göze almak istemiyorsa yaptırmamalıdır. Bu nedenle detaylı bir bilgilendirilmiş, onam formu hazırladık. Hazırlanmış uzunca onam formunu çok iyi okuması, bu sorumluğu alarak yaptırması gerekiyor. Elde edilen bilgiler genetik danışmayı veren genetik doktoru ve kişinin kendisi arasında kalıyor. Bu raporu istediği doktorla, istediği ölçüde kendisi paylaşabiliyor.

NE KADAR SÜREYLE ÖRNEKLER SAKLANIYOR?

Başvuran kişilerden tükürük örneği alınıyor, bir saatlik açlık sonrasında bir plastik tüpe toplanıyor. Bu tükürük örneğinden laboratuvarda DNA elde ediliyor. Laboratuvar, örneğin kime ait olduğunu, kimlik bilgilerini, hangi ülkeden geldiğini bilmiyor. Bu örnek 3 ay saklanıyor, 3 ayın sonrasında atılıyor. Elde edilen DNA örneği iki yıl saklanıyor. Bu süre zarfında ilk test sonucu elimize geldikten sonra yeni bilgiler geldikçe revize ediliyor. Yeni bilgiler ışığında kişiye güncellemeler yapılıyor. Hasta ile tekrar temasa geçip: “Önceki test örneğinizde kolon kanseri riskiniz saptanmamıştı ama bu alanda yeni bilimsel veriler var. Şimdi önleyici tarama testinizi, kolonoskopinizi yaptırmanız gerekebilir” denebilir. Bu testin içeriği geldiği ülkeden bağımsız olarak saklanıyor. Türkiye’den giden örnekler beyaz ırka ait verilerle kıyaslanıyor. Gönderdiğimiz tükürük örneğinden elde edilen DNA’da diyabet hastalığı için risk bakılacaksa, diyabet hastalığı açısından beyaz ırkta risk oluşturan genlerin yatkınlığı var mıdır ona bakılıyor. Çünkü bazı hastalıklar Afrikalılar ve Asyalılarda farklı yatkınlıklara neden olabiliyor. (hurriyet)

Banka ve Kredi haberleri

Daha fazla haber