Güncel

Showing posts with label Diyabet. Show all posts
Showing posts with label Diyabet. Show all posts

Bu hastalık giderek artıyor

Written By THA on Saturday, 18 May 2013 | 18:12

Son on yılda hasta sayısı %95 arttı..

Diyabet halk arasında bililnen adıyla şeker hastalığı vakıaları giderek artıyor.

Bulaşıcı bir hastalık olmamasına rağmen diyabetin(şeker hastalığının) görülme sıklığı artmaya devam ediyor. Ülkemizde 1998-2010 yılları arasında, diyabet sıklığı %7,2’den %13,2’ye çıkmış olup yaklaşık %95 arttı.

Obezitedeki artış ise diyabetteki bu yükselişin en önemli sebebi. Temelde ise bütün bu sorunlar sağlıksız beslenmeden ve hareketsiz yaşamdan kaynaklanıyor.

Prof. Dr. Serdar Güler konuyla ilgili, "Diyabetli hastalarımızın en önemli özelliği beslenmelerine çok dikkat etmeli özellikle bunların günde en az üç öğün eğer ilaç kullanıyorlarsa altı öğün gıda almaları çok önemli" diyor.

Eğer kişide şeker hastalığı var ise gebelik öncesinde ve gebelik planlıyorsa muhakkak gebe kalmadan önce hekimiyle görüşerek çok iyi kontrol altına alması gerekiyor.

Uzmanlar şeker kullanımında da daha dikkatli olunması gerektiği söylüyor. (trthaber)

Diyabetle ilgili doğru bilinen yanlışlar

Written By THA on Monday, 6 May 2013 | 19:24

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabette, egzersiz ve diyet tedavinin ömür boyu sürecek ayrılmaz bir parçası olurken; insülinin bağımlılık yapabildiği ve hastalığın kısırlığa yol açabildiği bilgileri gerçeği yansıtmıyor.

Uzmanlar, stresin kan şekerinde etkili olabildiğini, ancak yüksek rakamların bununla açıklanamayacağını, altta yatan nedenlerin tespit edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ani kan şekeri düşüklüğünde de "sinirlilik" halinin etkili olabildiğini ifade eden uzmanlar, kan şekeri yüksekliğinde ise bir etkisinin bulunmadığına dikkati çekiyorlar.
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Berrin Demirbaş, şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin, pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili şekilde kullanılamaması durumunda geliştiğini söyledi.

"DOĞRU BİLİNEN YANLIŞ ÇOK"

Demirbaş, diyabet hastalarının vücudunun, yediği besinlerden kana geçen şekeri kullanamadığını ve kan şekerinin yükseldiğini, gün içinde çok su içme, sık idrara çıkma, yorgunluk ve açıklanamayan kilo kaybının, hastalığın öne çıkan belirtileri olduğunu ifade etti.
Demirbaş, diyabetin yaklaşık yüzde 90'ının erişkinlerde görülen Tip 2, yüzde 5-10'unun ise çocuklarda görülen Tip 1 şeklinde olduğunu, halk arasında diyabetle ilgili doğru bilinen birçok bilginin yanlış olduğunu söyledi.

TİP 2 DİYABET YAŞLI HASTALIĞI MIDIR?"

Tip 2 diyabetin erken tanı konulduğunda ve düzenli ilaç kullanımı halinde tedavi edilebileceğini belirten Demirbaş, bu hastalarda egzersiz ve diyetin yaşam boyu devam etmesi gerektiğinin altını çizdi.
Demirbaş, son yıllarda özellikle şişman ve hareketsiz çocuk sayısının artışına bağlı çocuk ve genç yaş grubunda da Tip 2 diyabetin görülmeye başladığına işaret etti.

DİYABET HASTALARI "STRESTEN" ŞİKAYETÇİ

Stresin kan şekeri üzerinde etkili olduğunu anlatan Demirbaş, genellikle hastalarının stresten şikayetçi olduklarını dile getirdi. Demirbaş, şöyle devam etti:

"Hastalar, stres sonrasında kan şekerlerinin yükseldiğini ifade ediyorlar. Bu, bir bakıma doğrudur. Örneğin; kan şekeri 100 mg/dl olan birinin, stres sonrası 160 ve 170 mg/dl çıkması stresle açıklanabilir. Ama 300-400 mg/dl gibi yüksek rakamlar, kesinlikle stres ile açıklanamaz.

Stresin, şekeri bu kadar da yükseltmeyeceğini bilmeli, hasta önlemini buna göre almalıdır. Stres belki hastanın diyet düzenini bozmasına, ilaçlarını aksatmasına neden olup şekerini yükseltebilir. Bu anlamda da kan şekeri yüksekliğine katkısı olabilir. Ancak hastanın stresten öte başka nedenleri araştırması ve bunlara ait önlemleri alması gerekir."

"ANİ KAN ŞEKERİ DÜŞÜKLÜĞÜ SİNİRLİLİK YAPABİLİR"

Diyabetik hastaların, kan şekeri düzenli seyrettiği sürece sinirli olmayacaklarını vurgulayan Demirbaş, "Diyabette ani kan şekeri düşüklüğü olursa sinirlilik olabilir. Kan şekeri yüksekliği sinirlilik yapmaz" dedi.

Şeker hastalarına ara öğünlerde meyve yemesi önerildiğini ve bunların porsiyon şeklinde olduğunu anlatan Demirbaş, bir bardak meyve suyu elde edilmesi için birkaç meyvenin sıkıldığını, bunun da hasta için arzu edilen ölçünün üstünde olduğunu söyledi.

Demirbaş, sıvı gıdaların çok hızlı emildiğinden kan şekerini hızla yükselttiğini ifade ederek, şeker hastalarına hem sindirim sisteminin iyi çalışması hem de kan şekerinin iyi seyretmesi için meyve suyu içilmesi yönündeki önerilerin doğru olmadığını, bunun yerine meyvenin olduğu gibi tüketilmesi gerektiğini bildirdi.

"DİYABETLİNİN KISIR OLACAĞINA İLİŞKİN BİLGİ YANLIŞ"

Demirbaş, diyete bağlı kalmayan hastalarda şişmanlık görülebileceğini işaret ederek, diyabet hastalarının kısırlık sorunu yaşayacağına ilişkin bilginin yanlış olduğunu aktardı.

Gebelik planlamasından 3 ay önce diyabet hastası anne adayına insülin tedavisi başlanacağını ve kan şekeri ayarlandıktan sonra hamile kalınabilineceğini anlatan Demirbaş, şeker hastası olan erkeğin de kan şekeri kontrol altındayken cinsel fonksiyonunda problem yaşanmayacağını belirtti.

"İNSÜLİN BAĞIMLILIK YAPMAZ"

Demirbaş, insülinin bağımlılık yapan bir madde olmadığını ve istenildiği zaman bırakılıp hap tedavisine geçilebileceğini dile getirdi.

Sadece şekerli gıdaları tüketmeyerek kan şekerinin kontrol altına alınamayacağına dikkati çeken Demirbaş, "Diyabetik kişinin alması gereken kalorinin yüzde 50'si karbonhidrat, yüzde 30'u yağ, ve yüzde 15-20'si protein olmalıdır. Yağın içeriğinde yüzde 7'den azı doymuş yağ (tereyağı), yüzde 7 oranında çoklu doymamış yağ (ayçiçek yağı, soya yağı ve mısır özü yağı), yüzde 10-15'i tekli doymamış yağ (zeytinyağı) olmalıdır. Karbonhidrat alırken özellikle lifli gıdalar tercih edilmelidir. Diyabetik diyette tatlı gıdaların tüketilmesi yasaktır. Ayrıca bal direk glukoz içerdiğinden diyabetik bireyler için yasaktır." (AA)

Diyabet hastalarının yaz günlüğü…

Written By THA on Saturday, 23 June 2012 | 23:01

Yaz geldi. Ancak kavurucu sıcaklıkları da beraberinde getirdi. Özellikle kronik hastalıkları olanlar için bu mevsim biraz daha zor geçecek…

Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Halil Kutlu Erol’la Diyabet hastalarının yaz günlüğünü konuştuk…

Diyabetiniz Varsa Bu Uyarıları Dikkate Alın!
•Apple-tab-span" style="white-space:pre"> Kan şekeri kontrollerinizi ihmal etmeyin. Kontrol altında olmayan ve yüksek seyreden kan şekeri düzeyleri, idrarda şeker düzeyini artırır; bu da idrarla su kaybını tetikleyerek vücutta belirgin susuzluğa neden olabilir.

• Sıcak ortamlarda uzun süre kalmayın.
• 11.00 - 16.00 saatleri arasında güneş altında bulunmayın.
• Bol, açık renkli, pamuklu giysiler giyin.
• Bol sıvı tüketin.
• Kola, gazoz veya tatlandırılmış, şekerli soda-maden suları yerine su veya sade maden sularını tercih edin. Meyve suları şeker içerdiğinden fazla tüketmeyin. Ihlamur ya da kuşburnu çayı gibi bitkisel çaylar ve sade maden suyu veya sodaları tercih edin.
• Susuzluğu artırdığından dolayı alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durun.
• İnsülin sıcakta hemen bozulabileceği için insülin kalemi kullanıyorsanız özellikle dikkatli olun. İnsülin kalemini kesinlikle direkt güneş ışığı görmeyecek şekilde; tercihen küçük bir buz çantası içerisinde, ancak buz kalıbına doğrudan temas etmeden sıcaktan koruyun. Kullanılmayan diğer insülin kalemlerini ise buzdolabının raf kısmında dondurmadan muhafaza edin.
• Ağızdan tablet şeklinde ilaç kullanıyorsanız ilaçlarınızı direkt güneş ışığına ya da sıcak ortama maruz bırakmayın. Diyabet ilaçlarını, ideal oda ısısı olan 25°C civarında; seyahat sırasında ise aracın bagajı yerine, aracın klimalı iç ortamında bir çanta içerisinde muhafaza edin. (Milliyet)

Diyabet hastalarının kabusu bitiyor

Written By THA on Sunday, 3 June 2012 | 22:58

Diyabet sonucu ve diğer nedenlerle oluşan kronik yaralarda iyileşmeyi hızlandıran yeni bir ilaç, yıllarca süren deneysel araştırma aşamasını başarıyla geçerek klinik deneme aşaması için hazır hale geldi.

İsveç'in Umea Üniversitesi Tıp Kimyası ve Biyofizik Bölümü bilim adamlarının, plazmojen adlı proteinin, iltihabi reaksiyonu başlatmak suretiyle yaralarda iyileşmeyi harekete geçiren ve hızlandıran kilit bir düzenleyici olduğunu gösteren araştırma, haftalık tıp dergisi Blood'da yayımlandı.

Bilim dünyasında çok iyi bilinen bir protein olan plazmojen, karaciğerde üretiliyor ve tüm vücut sıvılarında bulunuyor.
Plazmojenin vücutta oynadığı rolü yeniden değerlendiren araştırmacılar, bu proteinin yaralar ve yaraların çevresinde yoğunlaşmasının, yaraların iyileşmesi için gerekli olan iltihabi reaksiyonun başladığının önemli bir işareti olduğunu ortaya koydu.

Diyabet sonucu ortaya çıkan yaralarda ise plazmojenin aynı şekilde çoğalmadığını gözlemleyen araştırmacılar, yaralarının çevresine plazmojen enjekte edilen diyabetli farelerde iyileşme sürecinin derhal başladığını ve yaraların tamamen iyileştiğini gözlemledi.

Daha geniş çaplı plazmojen üretimi için bir hücre çizgisi geliştirdiklerini belirten araştırmacılar, vücut tarafından üretildiği için hiçbir yan etkisinin bulunmayacağı varsayılan bu proteinin klinik denemelerine yakın bir zamanda başlayacaklarını kaydetti.

Tıp dergisinde yer alan araştırmanın yazı kurulunda yer alan Prof. Tor Ny, Science Daily gazetesinde dün yayımlanan açıklamasında, “Bugün ihtiyaç duyulan ilacı geliştirecek bilgiye sahibiz. Klinik öncesi araştırmanın büyük bir kısmı tamamlandı ve klinik denemeye ilişkin bir program için Tıp Ürünü Kurumu ile görüşmelerde bulunduk” dedi.

EN CİDDİ KRONİK YARALAR ARASINDA
Diyabet sonucu ortaya çıkan yaralar, en ciddi kronik yaralar arasında yer alıyor ve dünyada her yıl milyonlarca kişiyi etkiliyor. Dünyada bulunan 350 milyon kadar diyabet hastasının büyük bir bölümünde ayak ülserleri ortaya çıkıyor ve sonuçta milyonlarca kişinin bu nedenle ayakları tıbbi müdahale ile kesilmek zorunda kalıyor.

Hiçbir etkili ilaç tedavisi bulunmayan diyabet sonucu ortaya çıkan kronik yaralarda şu an için kompres ve bandajla yapılan klasik yara tedavisi uygulanıyor.

PLAZMOJENİN BAŞKA FAYDALARI DA VAR
Başlangıçta diyabet sonucu ortaya çıkan kronik yaralara odaklanan İsveçli bilim adamları, araştırmalarını derinleştirdiklerinde plazmojenin, diğer tipteki yaralar üzerinde de etkili olma potansiyeli taşıdığını saptadı.

Araştırmacılar, kulak zarı delinmeleri ve diş çukuru ve diş kökü örtüsü arasındaki zar iltihabı olan periodontit gibi diğer tipteki yaralar üzerinde etkili olma potansiyeli taşıyan plazmojenin, metisiline dirençli staphylococcus aereus (MRSA) bakterisiyle mücadelede de etkili olduğunun görüldüğünü belirtti. (AA)

Şeker hastalarına uyarı

Written By THA on Wednesday, 11 April 2012 | 23:45

Son araştırmalara göre, şeker hastalarının yarısı tansiyonlarını kontrol altında tutmadıkları için oldukça zararlı olabilecek komplikasyonlar yaşama riski taşıyor.

Diabetes UK adlı derneğin İngiliz sağlık sistemi verilerini kullanarak yaptığı araştırma son yıllarda tansiyon değerleri önerilen sınırlar içinde olmayan hastaların sayısının %50 arttığını ortaya koydu. Yüksek tansiyon kalp hastalıkları, inme ve böbrek yetmezliği gibi hastalıklara yakalanma riskini artırıyor. Dernek insanların tansiyonun önemini anlamak için daha fazla yardıma ihtiyacı olduğu görüşünde. Normal şartlarda, doktorlar şeker hastalarına tansiyonlarını 130/80 sınırının altında tutmalarını tavsiye ediyor. Bu oran sağlıklı insanlara önerilen değerin de altında.

Endişe uyandırıcı
Tansiyonlarını hedef değerlerde tutamayanların hem ilaç kullanması hem de diyetlerini değiştirmeleri gerekiyor. Doktorlar tansiyon problemleri yaşayanlara düzenli egzersiz yapıp kilo vermelerini de öneriyor. Ancak Diabetes UK'in yaptığı ve İngiltere'deki her 10 şeker hastasından 9'unu içeren araştırma ülkedeki şeker hastalarından sadece %50.7'sinin tansiyonunu önerilen değerin altında tutmayı başarabildiğini gösteriyor. Buna göre İngiltere'deki 2.9 milyon şeker hastasından 1.4 milyonu ciddi risk altında. Diabetes UK yöneticisi Barbara Young ''Bu oldukça endişe uyandırıcı bir durum. Şeker hastaları tansiyon problemlerinin sağlıklarına çok büyük zarar verebileceğinin bilincinde olmalı'' dedi. Young'a göre şeker hastaları risklerin farkına varıp önlem almak yerine, yüksek tansiyonu şeker hastalığının kaçınılmaz bir sonucu olarak kabulleniyorlar. Young ''Şeker hastaları arasında inme ve böbrek yetmezliği vakalarının rekor düzeyde olmasının nedeni yüksek tansiyon'' dedi.

İngiliz Sağlık Bakanlığı sözcüsü de şeker hastalarının tansiyon kontrolüne gerekli önemi göstermelerinin ölüm kalım meselesi olduğunu, tüm sağlık görevlilerinin bu konudaki bilinci artırmak için çalışması gerektiğini söyledi. Bakanlık sözcüsü ''Yüksek tansiyon problemi yaşayan şeker hastaları hayat tarzlarına en çok uyan tedaviyi bulmalı'' dedi. (iha)

Sezaryende diyabet riski

Written By THA on Wednesday, 14 March 2012 | 23:47

Diyabet hastası ebeveynlerin bebeklerinin sezaryenle dünyaya gelmesi, çocuğun da diyabet hastası olma ihtimalini artırıyor.

Alman Aerztezeitung gazetesinin haberine göre, annesi veya babası tip 1 şeker hastası olan 1650 çocuk üzerinde yapılan, ortalama 11 yıl süren araştırma, sezaryenle dünyaya gelen çocukların 12 yaşına kadar şeker hastası olması riskinin yüzde 4,8 olduğunu gösterdi.

Aynı risk grubunda normal doğumla dünyaya gelen çocuklarda ise bu ihtimalin yüzde 2,2 olduğu tespit edildi. Sezaryenle doğanlarda şeker hastalığı riskinin artmasının, çoğul gebelik, erken doğum, ilk doğum veya annenin sigara kullanımından bağımsız olduğu belirtildi.

Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Prof. Anette-Gabriele Ziegler, sezaryenle doğumun bebeğin bağırsak florasını, dolayısıyla da savunma sistemini etkilediğini belirtti.

Sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin bağırsaklarında daha az bifidobakteri bulunduğunu ifade eden Ziegler, bu çocukların bağırsak florasının şeker hastalarının zarar görmüş bağırsak florasına benzediğini kaydetti. (aa)

Genetik check-up kişiye özel

Genetik check-up kişiye özel

Gelecekte kalpten diyabete kadar birçok önemli hastalığa yakalanma riskinizi, çocuğunuza geçirebileceğiniz hastalıkları, ilaçlara karşı bünyenizin vereceği tepkiyi ayrıca ihtiyaç duyduğunuz beslenme, diyet gibi sağlıklı yaşam bilgilerini öğrenmek isteyenler için artık basit bir test var: Genetik Check-up.

Basit bir tükrük testiyle yapılan Genetik Check-up hakkında bilgi vermek için Acıbadem Sağlık Grubu’nun düzenlendiği “Kişisel Genetik” konferansının davetlisi olarak ülkemize gelen Pathway Genomics’in Medikal Direktörü, Genetik Uzmanı Dr. Michael Nova, genlerin incelenmesiyle kişinin gelecekteki sağlığıyla ilgili bilgiler elde edildiğini söyledi.

ABD’deki Pathway Genomics’in Medikal Direktörü Dr. Michael Nova, doktorların katıldığı “Kişisel Genetik” toplantısında, “Genom Projesi” kapsamında artık tüm genlerin tesbit edildiğini, günümüzde bu genlerin hangi hastalıkları yaptığının tesbiti üzerinde çalışmaların sürdüğünü açıkladı. Dr. Nova direktörü olduğu laboratuvarın 60 bin kişinin gen yapısını yaklaşık 2 yıl gibi bir sürede çıkardığını belirtti.

Genetik biliminin sunduğu imkanların gelecek yılların sağlık sisteminde önemli yer tutacağını, artık hastaların ellerinde genetik testleriyle hekimlere başvuracaklarını öngören Dr. Michael Nova, “Tükürük örneği alarak yaptığımız DNA analiziyle hastanın ilaç alerjisini, hangi ilaçtan hangi dozda alması gerektiğini, kendisi için doğru diyetin ne olduğunu ve hangi sporu yaparsa zayıflayabileceğini tesbit edebiliyoruz. Diyabet, hipertansiyon, kalp ve obezite gibi kronik hastalıklara yatkınlığın önceden belirlenerek gerekli yaşamsal değişikliklerin yapılmasıyla ülkelerin sağlık harcamaları da önemli ölçüde azalıyor” diye konuştu.

Genetik biliminin bugünkü durumuna gelmesi için uzun yıllar çalışıldığını, bu alanda son 10 yılda başarılanların baş döndürücü olduğunu vurgulayan Dr. Michael Nova, şunları söyledi:
• Bir insanda 25 bine yakın gen bulunuyor. Araştırmalara göre sağlıklı insanlarda hastalık yapabilen 40-100 gen var.
• Genetik bilimi klasik tıbbın yerine talip değil. Aksine, mevcut tedavilere yardım edebilir.
• Son yıllarda sağlıkta bazı trendler gündeme geldi. Bunlardan biri de nüfus yaşlandıkça tıbbi bakımı da kişiselleştirmek gerektiğidir. Burada genetik bilimi devreye giriyor.
• Kişiye özel tedaviye doğru ilerliyoruz. Örneğin bir ilaç bir hastada çok iyi etki ederken, bir başkasında hiç işe yaramayabiliyor. Genetik testler yardımıyla biz en doğru ilacın, en doğru dozda verilmesine imkan yaratıyoruz. Araştırmalara göre ilaçların yüzde 50’si etkisiz kalıyor. ABD’de giderek daha çok sayıda ilacın etiketinde “Bu ilacı alacaksanız genetik test yaptırmalısınız ya da yaptırmanız önerilir” yazıyor. Bu sayede kişinin aldığı ilaçtan en yüksek derecede faydalanmasını amaçlıyoruz.
• Genetik testlerin amaçlarından biri de; ülkelerin sağlık alanında yaptığı büyük harcamalarla ilgili olarak tasarruf etmelerini sağlamak. ABD’de kronik hastalıkların tedavisine önemli bütçeler ayrılıyor. Bu harcamaların yüzde 80’ini de yaşam tarzına bağlı kişisel harcamalar oluşturuyor. Obezite, kalp, diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar devletin sırtında çok önemli bir mali yük oluşturuyor.
• Aynı şekilde bireylerin genlerine göre beslenme diyetlerini, yapacakları sporun türünü belirlemelerini sağlıyoruz.

SOYAĞACI ÇIKARILIP GENETİK TARAMA YAPILIYOR

Konferansta konuşan Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yasemin Alanay da, içinde bulunduğumuz 21’nci yüzyılın bilim ve teknoloji alanında önemli gelişmelere sahne olduğunu belirterek şunları söylüyor:
“Kişiselleştirilmiş Tıp Çağı” olarak da adlandırılan bu dönemde kişisel genom analizi yardımı ile genetik hastalık taşıyıcıları, yaygın hastalıklarla ilgili bireyler arasındaki genetik farklılıklar ve bu hastalıklara yatkınlık durumunu, bireylerin ilaçlara farklı yanıt vermesinden ve bazı yan etkilerden sorumlu genetik faktörler tespit edilebiliyor.”

ACIBADEM KİŞİSEL GENETİK SAĞLIK PROGRAMI KAPSAMINDAKİ TESTLER:

ABD ve Avrupa’da “İnsan Genom Projesi” yürütüldüğünü, bu projenin sonucunda artık insanın DNA’sında yaklaşık 25 bin gen olduğunu öğrendiklerini ifade eden Doç. Dr. Yasemin Alanay, Acıbadem Sağlık Grubu’nun da kişisel genetik testlerle önemli bir sağlık hizmeti sunduğunu belirterek, şu bilgileri veriyor:
“Hepimizin DNA’ları benziyor ama kişisel farklılıklar var. Bu nedenle genel incelemeler değil, kişiye özel yatkınlıklara bakan testler üretilmeye başlandı. Bu testlerin içinde bizim uygulamaya başladığımız Pathway Genomics ile işbirliği yapılan Genetik Check-up. Bu hizmet, “Kişisel Genetik Sağlık Programı” kapsamında ele alınıyor.

GENETİ CHECK UP 4 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

Birinci bölümde: Birden fazla genin etkili olduğu diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve bazı kanserler açısından 24 hastalığa olan yatkınlığa bakılıyor.

İkinci bölümde: 10 tane sık kullanılan ilaca vereceğiniz kişisel yanıtlara bakılıyor, alınacak önlemleri söylüyor. Bu ilaçlar arasında son dönemlerde güncel olan kolesterol düşürücü statinlere vereceğiniz kişisel yanıt ve kas yıkımı ile giden yan etkisinin sizde görülme yatkınlığının olup olmadığına bakılıyor.

Üçüncü bölümde: Sıklıkla gebelik öncesi ya da evlenmeden önce yaptırılması önerilen 76 tek gen hastalığı için taşıyıcılık taraması testi sonuçları yer alıyor. Bu testi önemsiyoruz. Diğer hastalıklar için bazı testler mevcuttu ancak taşıyıcılık taraması yeni bir alan. Türkiye’de daha önce yoktu. Özellikle akraba evliliğinin yüksek olduğu ülkemiz için önemli bir avantaj sağlıyor.

Dördüncü bölümde: Kişiye özel diyet ve egzersiz önerilerinin yer aldığı kapsamlı bir bölüm mevcut. Diyet önerileri arasında size uygun diyet tipi, beslenme davranışlarınız ve hangi vitaminlerin eksikliğine yatkınlığınızın olduğuna ait bilgiler yer alıyor.

Son olarak; tüm bu bilgiler bir genetik uzmanı tarafından aile ağacı çizilip, sağlık bilgileri ve kullanılan ilaçlar sorgulanarak özel bir “genetik danışma” görüşmesi ile kişiye aktarılıyor.

GENETİK BİLGİLERİN MAHREMİYETİ NASIL KORUNUYOR?

Kişisel Genetik Sağlık Programı kapsamındaki testlerde elde edilen bilgiler gizli ve kişiye özel şekilde saklanıyor. Testi alan kişi dışında hiç kimse bu bilgilere ulaşamıyor. Sadece genetik danışma veren, genetik hekimi, testin içeriğini anlatmak için özel şifreyle ulaşıyor. Buna çok önem veriyoruz, mahremiyet tüm genetik testler için geçerlidir, dünyanın her yerinde önem verilen şeydir. Kişi testi yaptırmadan önce sonuçlarının doğurabileceği psikolojik, sosyal etkileri anlamalı. Bu riski göze almak istemiyorsa yaptırmamalıdır. Bu nedenle detaylı bir bilgilendirilmiş, onam formu hazırladık. Hazırlanmış uzunca onam formunu çok iyi okuması, bu sorumluğu alarak yaptırması gerekiyor. Elde edilen bilgiler genetik danışmayı veren genetik doktoru ve kişinin kendisi arasında kalıyor. Bu raporu istediği doktorla, istediği ölçüde kendisi paylaşabiliyor.

NE KADAR SÜREYLE ÖRNEKLER SAKLANIYOR?

Başvuran kişilerden tükürük örneği alınıyor, bir saatlik açlık sonrasında bir plastik tüpe toplanıyor. Bu tükürük örneğinden laboratuvarda DNA elde ediliyor. Laboratuvar, örneğin kime ait olduğunu, kimlik bilgilerini, hangi ülkeden geldiğini bilmiyor. Bu örnek 3 ay saklanıyor, 3 ayın sonrasında atılıyor. Elde edilen DNA örneği iki yıl saklanıyor. Bu süre zarfında ilk test sonucu elimize geldikten sonra yeni bilgiler geldikçe revize ediliyor. Yeni bilgiler ışığında kişiye güncellemeler yapılıyor. Hasta ile tekrar temasa geçip: “Önceki test örneğinizde kolon kanseri riskiniz saptanmamıştı ama bu alanda yeni bilimsel veriler var. Şimdi önleyici tarama testinizi, kolonoskopinizi yaptırmanız gerekebilir” denebilir. Bu testin içeriği geldiği ülkeden bağımsız olarak saklanıyor. Türkiye’den giden örnekler beyaz ırka ait verilerle kıyaslanıyor. Gönderdiğimiz tükürük örneğinden elde edilen DNA’da diyabet hastalığı için risk bakılacaksa, diyabet hastalığı açısından beyaz ırkta risk oluşturan genlerin yatkınlığı var mıdır ona bakılıyor. Çünkü bazı hastalıklar Afrikalılar ve Asyalılarda farklı yatkınlıklara neden olabiliyor. (hurriyet)

Banka ve Kredi haberleri

Daha fazla haber