Güncel

Showing posts with label Menopoz. Show all posts
Showing posts with label Menopoz. Show all posts

Utanma, her 3 kadından 1’i bunu yaşıyor

Written By THA on Saturday, 7 July 2012 | 23:16

‘İdrar Kaçırma’ Utanılacak Bir Durum Değil, Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

Menopoz öncesi dönemde her 3 kadından 1’inde, menopoz sonrası dönemde ise her 2 kadından 1’inde idrar kaçırma gözleniyor. Kadınlarda sık görülen hastalıklardan biri olan idrar kaçırma için hekime başvurma oranları ise çok düşük.

İdrar kaçırmanın kadınların hayat kalitesini düşürürken gündelik hayatlarını da ciddi derecede zora soktuğuna dikkatleri çeken Universal Aksaray (Vatan) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Onur Parlak ve Üroloji Uzmanı Op. Dr. Erkan Erdem, hemen her yaşta değişik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen idrar kaçırmanın ancak 2 yaş altı ve 85 yaş üstünde kabul edilebilir bir durum olduğu ve bunun dışındaki yaş gruplarında idrar kaçırmanın mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Universal Hastaneler Grubu’na bağlı Universal Aksaray (Vatan) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Onur Parlak, hastalığın stres ve aciliyet hissi olmak üzere iki tipi olduğuna dikkat çekerken, “Aciliyet hissi olan hastaların yüzde 90'ını ilaç tedavisi ile rahatsızlıklarından kurtulabiliyor. Stres tipli idrar kaçırmalarda ise kalça çevresindeki kasların çalıştırılarak güçlendirilmesi ya da ilaç tedavisi gibi yöntemlerin fayda etmediği durumlarda cerrahi tedavilerin gündeme getiriyoruz” dedi.

“Sabah ameliyat olan hastalar akşam evlerine dönebiliyor”
Kadınların sosyal hayatını ve gündelik yaşantısını olumsuz yönde etkileyen bu hastalığın tedaviye kısa sürede yanıt verdiğini belirten Universal Aksaray (Vatan) Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Erkan Erdem “Öksürürken, hapşırırken ve kahkaha atarken bile şiddetli bir şekilde idrar kaçıran ve ped kullanmak zorunda kalan hastalar yaklaşık 15-20 dakika süren ameliyat ile komplikasyon olmaması durumunda operasyonun gerçekleştiği gün taburcu olup ertesi gün normal hayatına geri dönebiliyor. Ameliyat olan hastalar taburcu olduktan hemen sonra idrar kaçırma problemlerinin ortadan kalktığını ve hayat kalitelerinin yükseldiğini büyük bir mutlulukla ifade ediyorlar” dedi.

Multi-disipliner yaklaşımla hem kadın hastalıkları hem üroloji branşlarının uzmanlığında tedavi edilen idrar kaçırmayı her 3 kadından 1’inin yaşadığına dikkat çeken hekimler tedavi için geç kalmaması konusunda uyarıyor. (Milliyet)

Tüp bebekten sonra normal gebelik mümkün mü?

Written By THA on Friday, 15 June 2012 | 02:16

Tüp bebek tedavisi sonrasında bazı çiftlerde kendiliğinden gebelik oluşmazken, bazı çiftler normal gebe kalabiliyor.

Tüp bebekten sonra normal gebelik mümkün mü?
Tüp bebek tedavisi sonrasında bazı çiftlerde kendiliğinden gebelik oluşmazken, bazı çiftler normal gebe kalabiliyor. Hangi durumlarda normal gebe kalınabilir, hangi durumlarda tüp bebek tekrar denenmelidir, yüzde kaç oranında normal gebelik mümkündür? Bahçeci Umut Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr. Süleyman Tosun, “ Çiftlerdeki problemler tedavi şeklini ve başarı oranını belirler. Tüp bebek sonrası normal gebelik mümkündür. Tüm tüp bebek tedavilerine bakıldığında ortalama %10-20 oranında normal gebelikler görülmektedir.” dedi.

Tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan çiftlerdeki en büyük endişelerden biri ikinci çocuk için de aynı tedavi ve stresi yaşayıp yaşamayacaklarıdır… Bahçeci Umut Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr. Süleyman Tosun bu konuda şu bilgileri verdi: “Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde kendiliğinden yumurtlama takibi veya aşılama sonrası eğer gebelik elde edilememişse, bu çiftlere yardımcı üreme tekniklerinden daha ileri bir teknoloji olan tüp bebek yöntemi uygulanarak gebelik elde edilebilmektedir. Tüp bebek yönteminde bilindiği gibi yumurtanın döllenme işlemi vücut dışında laboratuar ortamında sağlanmakta, oluşan embriyo anne rahmine yerleştirilmektedir. Peki başarılı veya başarısız sonuçlanan tüp bebek uygulamalarından sonra çiftlerin kendiliğinden gebe kalmaları mümkün müdür? Tüp bebek yapılma nedenlerine baktığımızda bir grup çiftte kendiliğinden gebelik mümkün görülmemekle birlikte, bazı çiftlerin tedavi sonrası kendiliğinden gebe kalabilmesi tabi ki mümkündür.”

Hangi durumlarda normal gebelik oluşabilir?
Bahçeci Umut Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr. Süleyman Tosun hangi durumlarda normal gebelik oluşabileceğini şöyle açıkladı: “Her iki tüpün tamamen kapalı olması veya herhangi bir nedenle ameliyatla alınmış olması (dış gebelik… gibi), menide hiç sperm bulunmaması gibi çok ciddi erkek faktörlerinde kendiliğinden gebelik pek mümkün değildir. Ancak bazı durumlarda tedavi sonrası kendiliğinden gebelik mümkündür. Tüm tüp bebek tedavilerine bakıldığında ortalama %10-20 oranında bu tür gebelikler görülmektedir. 35 yaş altı ve infertilite süresi kısa olan çiftlerde bu oran daha da yükselebilmektedir. Özellikle 35 yaş altı ve açıklanamayan infertilirte ( nedeni yapılan test ve tetkiklerle belirlenememiş) grubunda tüp bebek yöntemi ile gebelik sağlandıktan ve doğumdan sonra kendiliğinden gebe kalma oranı %40 lara kadar çıkmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte doğumla birlikte çocuk sahibi olamamanın eşler üzerinde oluşturduğu stresin ortadan kalkması üreme fonksiyonlarının daha sağlıklı çalışmasına neden olmaktadır.”

Hamilelik bir çeşit menopoz…
Bir diğer grup özellikle yüzeysel endometriozisi olan hastalardır. Bu konuda hakkında Op.Dr. Süleyman Tosun şu bilgileri verdi: “Endometriozisin tedavisinde bilindiği gibi östrojen uyarısının ortadan kaldırılması ile bu odaklar kurutulabilir. Bu da ilaçlarla bir çeşit menapoz halinin oluşturulması ile sağlanabilir. Gebelikte aslında bir çeşit menapoz durumudur yani yaklaşık 1-1.5 yıl boyunca gebe kadın adet göremez. Tüp bebek tedavisi sonucu elde edilen gebelikler özellikle yüzeysel endometriozisi olanlarda, daha sonradan kendiliğinden gebeliğin oluşması şansını oluşturabilir. Erkek faktörleri düşünüldüğünde çok ağır sperm faktörü yoksa yaşam koşullarının düzenlenmesi, düzenli ve sağlıklı beslenme, zararlı alışkanlıkların terk edilmesi ve destek tedavileri ile de tüp bebek tedavileri sonrası kendiliğinden gebelikler görebilmekteyiz.” (Milliyet)

Menopozda kalsiyumun iki faydası

Erciyes Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, menopoz döneminde yeterli kalsiyum alınmaması halinde, kemiklerdeki kalsiyumun vücut tarafından kullanılmaya başlandığını, bu durumun da kemik kaybına neden olduğunu kaydederek, menopoz döneminde bu riski azaltmanın en kolay yolunun düzenli az yağlı süt tüketimi olduğunu bildirdi.

İnanç, yaptığı yazılı açıklamada, kadınlarda kalsiyum ihtiyacının arttığı ve vücudun kilo almaya en yatkın olduğu menopoz döneminde, gerekli tüm mineral ihtiyacının az yağlı süt ile giderilebileceğini belirtti.

Menopoz döneminde, kilo kontrolünü sağlamak, obezite ve yüksek kolesterol riskini azaltmak için de az yağlı süt içilmesinin faydalı olduğuna işaret eden İnanç, az yağlı sütün protein, kalsiyum ve fosfor bakımından oldukça zengin olduğunu aktardı.

YAĞ YAKIMINI DA YARDIMCI
Az yağlı sütteki kolesterol ve doymuş yağ miktarının tam yağlı sütlere oranla daha az olduğuna dikkati çeken İnanç, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

“Menopoz döneminde, vücut oldukça fazla miktarda kalsiyuma ihtiyaç duyar. Yeterli kalsiyum alınmaması halinde, kemiklerdeki kalsiyum, vücut tarafından kullanılmaya başlar. Bu durum, kemik kaybına (osteoporoz) neden olur. Menopoz döneminde, bu riski azaltmanın en kolay yolu, düzenli az yağlı süt tüketimidir.”

İnanç, az yağlı sütlerin besin değerlerini yitirmediğini, mineral açısından tam yağlı sütlerden daha zengin olduğunu ve günde ortalama iki bardak tüketilmesi gerektiğini kaydederek, az yağlı sütlerde bulunan mevcut kalsiyumun metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımına da yardımcı olduğunu belirtti. (AA)

Bu haber her Türk kadınını ilgilendiriyor

Written By THA on Friday, 8 June 2012 | 22:05

Tıp dünyasında, kök hücrelerin yenilenmesi amacıyla hastalardan alınan kanın hücrelere ayrılıp pıhtılaşan kısmının yeniden hastaya verilmesi yöntemi olarak nitelendirilen PRP uygulaması, özellikle menopoz sonrasında kadınları etkileyen ve dizlerinde kireçlenme problemi yaşayan hastalar için de umut oldu.

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Tuncay Çakır, hastanın kendi kanı kullanarak yapılan uygulamanın dizlerinde kireçlenme rahatsızlığı bulunan hastalara uygulamaya başladıklarını söyledi.

Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaklaşık 6 ay önce başladıkları uygulama kapsamında 7 hastanın tedavi edildiğini anlatan Çakır, 6 hastadan olumlu yanıt aldıklarını, bir hastada ise yüzde 25 oranında iyileşme sağlandığını ifade etti.

Dizinde kireçlenme problemi yaşayan hasta üzerinde önce bir araştırma yaptıklarını, kanında pıhtılaşma bozukluklarının olup olmadığını incelediklerini anlatan Çakır, şöyle konuştu:

“Testler olumlu çıktığında hastanın kolundan özel iki tüpe kan alıyoruz. Kendi kanının bazı uygulamalardan geçirdikten sonra pıhtılaşma hücrelerinden bir miktar alıp, hastanın dizine enjekte ediyoruz.”

Uygulamanın birer hafta ara ile iki aşamada gerçekleştirdiklerini söyleyen Çakır, özellikle ikinci aşamanın ardından hastanın ağrılarında ciddi oranda azalma olduğunu ve yaşam kalitesinin düzeldiğini bildirdi.

YENİDEN KIKIRDAK YAPIMINA YARDIMCI
Uygulama ile dizlerdeki kök hücrelerini yeniden canlandırdıklarını dile getiren Çakır, “Bölgedeki kök hücrelerini uyararak yeniden kıkırdak yapımına yardımcı oluyoruz. Bölgesel kan dolaşımını artırıp, oradaki ölü dokuyu uzaklaştırıyor ve hastanın yeniden kıkırdağına sahip olmasını sağlıyoruz” diye konuştu.

Dizinde kireçlenme olan hastaların yürümekte zorluk çektiklerini ve hastalara protez önerildiğini hatırlatan Çakır, kandaki gizemli güç ile hastanın bacaklarını proteze gitmeden kurtarabildiklerini ifade etti. Ayrıca hastanın yaşam kalitesini de artırdıklarını kaydeden Çakır, “Daha önce yürümekte zorluk çeken, sürekli ağrılarla boğuşan hastalarımız, uygulamanın ardından günlük yaşam aktivitelerini rahatlıkla yapabiliyor ve daha kaliteli bir yaşama sahip oluyor” dedi.

Ayrıca hastaya kendi kanını verdikleri için de herhangi bir alerji riskinin bulunmadığına işaret eden Çakır, tedavi yönteminin daha güvenli olduğunu belirtti.

Tedavinin maliyetinin de yüksek olmadığını dile getiren Çakır, sadece özel tüpleri hastanın kendisinin aldığını, diğer uygulamaların ise hastanede yapıldığını kaydetti. Çakır, tüplerin ise yaklaşık 240 lira civarında olduğunu bildirdi.

ÖLDÜ DEDİĞİ BACAKLARI TEDAVİ İLE HAYAT BULDU
Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesinde yaşayan 73 yaşındaki Vahide Arslan da 10 yıldır dizlerindeki kireçlenme nedeniyle yürümekte zorluk çektiğini söyleyen Arslan, farklı hastanelerde şifa aradığını ama bir türlü dizlerindeki ağrıyı dindiremediğini kaydetti.

Son gittiği hastanede doktorun kendisine dizlerinin işlevini yitirdiğini ifade ettiğini anlatan Arslan, gelini Gülizar Arslan'ın yönlendirmesiyle Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gelerek Dr. Tuncay Çakır'a muayene olduğunu belirtti. Kolundan alınan kanın bir kaç süreçten geçtikten sonra dizinden yeniden vücuduna verildiğini dile getiren Arslan, ilk uygulamadan sonra dizlerindeki ağrının azaldığını ve rahat yürümeye başladığını bildirdi.

İkinci uygulamadan sonra daha iyi olmayı umut eden Arslan, “Öldü dediğim, umudu kestiğim dizlerim bu tedavi ile yeniden hayat buldu. Çok şükür yürüyebiliyorum, işlerimi görüyorum. Ağrılarım da kesildi” dedi. (AA-Hürriyet)

100 kadından 3’ü erken menopoza giriyor

Written By THA on Saturday, 12 May 2012 | 00:53

Her 100 kadından 3’ünde görülen ve nedeni çoğunlukla bilinmeyen erken menopozu tetikleyen etkenlerin başında obezite ve sigara geliyor.

Türkiye’de görülme sıklığı yüzde 3 olan erken menopozun teşhis edilmesi, menopoz döneminin daha kaliteli geçirilebilmesi için oldukça önemli.

Modern yaşamın olumsuz getirisi olan çevre kirliliğinin artması, sigara kullanımı, aşırı stres ve diğer faktörler nedeniyle erken menopozun görülme sıklığı artıyor. Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç, menopozun 42-58 yaş aralığında görüldüğünü ancak Türkiye yaş ortalamasının 46-48 yaş aralığına düştüğünü belirtiyor.

Menopozu doğal bir döngü olarak tanımlayan Saraç, kadınların ömürlerinin yaklaşık 3’te birini kapsayan menopozu bir hastalık olarak kabul etmemek gerektiğine dikkat çekiyor.

Saraç, “ Erken menopoz ise 40 yaşından önce girilen menopozdur. Yumurtalıkların iki fonksiyonu vardır; östrojen ve yumurta üretmek. Menopoz östrojen hormonunun bitimiyle ortaya çıkıyor. Ancak yumurta üretimindeki azalma östrojenin bitmesinden 4-5 yıl önce başlıyor. Üreme sistemini etkileyen fonksiyonel bozukluklarda (endometriozis, polikistik over sendromu , üreme organlarının kanseri) normalden daha genç yaşlarda menopoz görülebiliyor. Bu bozukluklar, sıklıkla menopoz sürecini hızlandırabiliyor ve menopozla birlikte yaşanan fiziksel ve duygusal sağlık sorunları artabiliyor. Erken menopozun diğer nedenleri arasında sigara, obezite, ırksal ve etnik faktörler, hastalıklar, kemoterapi, radyasyon, rahim ve / veya her iki yumurtalığın cerrahi olarak çıkarılması sayılabilir. Rahmi alınmış ancak yumurtalıkları bırakılmış kadınlarda adet kanamaları kesilse de, yumurtalıklar çalıştığı sürece menopoza ait şikayetler görülmüyor. Bu kadınlarda menopoz, normalde olacağı yaştan, ortalama 3,7 yıl önce geriye geliyor. Yumurtalıkların alınması durumunda ise (rahim bırakılmış olsa da) yaş ne kadar genç olursa olsun cerrahi menopoz gerçekleşiyor.” diyor.

MENOPOZDA TAKİP ÖNEMLİ
- Kanser tarama testleri ile riskler takip edilmeli.
- 65 yaşa kadar rahim ağzı kanser taraması – smear testi yaptırılmalı.
- Meme muayenesi, mamografi ve meme ultrasonu ile memedeki değişiklikler yıllık olarak izlenmeli.
- Rahim ve yumurtalıklar ultrason ile kontrol edilmeli.
- Kemik yoğunluğu ölçülmeli.
- Menopozla eş zamanlı ortaya çıkan bazı bozukluklar (şeker, kolesterol, tiroid hormonları vb.) kan testleri ile araştırılmalı. (Hürriyet)

Menopoz stresine son!

Written By THA on Friday, 30 March 2012 | 23:03

Süleyman Demirel Üniversitesi'ndeki (SDÜ) bilim insanları, menopoz döneminde yaşanan sorunları en aza indirmek amacıyla fareler üzerinde yaptıkları deneylerde, Capari Ovata (Kapari) bitkisinin menopoz döneminde yaşanan stresi azalttığı sonucuna vardı.

Bilimsel araştırmayı yürüten ekibin başkanı SDÜ Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, Akdeniz ve Ege'de bolca yetişen kaparinin, menopozun yol açtığı sorunlarda etkili olduğunu açıkladı.

Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, kadınların menopoz dönemini rahat geçirmeleri için Capari Ovata bitkisinden yararlanılması gerektiğine değinerek, bitkinin menopoz dönemindeki sıkıntıları en aza indirdiğini, antioksidan düzeyini değiştirdiğini deneysel olarak gözlemlediklerini kaydetti.

Kadınların genellikle 45 yaşından sonra menopoz dönemine girdiklerini belirten Prof. Dr. Nazıroğlu, bu dönemde sıcak basması ve stres gibi şikayetlerin söz konusu olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Nazıroğlu, bu şikayetlerin östrojen (Yumurtlamayı sağlayan) hormonunda azalma meydana gelmesinden kaynaklandığını söyledi.

"Dışarıdan hormon takviyesi sakıncalı"
Östrojen yetersizliğini gidermek için dışarıdan hormon tedavisinin uygulanmakta olduğunu bildiren Prof. Dr. Nazıroğlu, vücuda takviye edilen hormonların zararlı etkileri olduğunu ifade etti.

Dışarıdan hormon tedavisi yerine Capari Ovata bitkisinin kullanılmasının faydalı olabileceğini araştırdıklarını kaydeden Prof. Dr. Nazıroğlu, deneyde yaşlı farelerden yararlandıklarını ve farelerde deneysel menopoz modeli oluşturduklarını anlattı.

Prof. Dr. Nazıroğlu, Capari Ovata bitkisinin yağını çıkartarak elde ettikleri ilacı 28 gün süreyle, farelere ağızdan verdiklerini, daha sonra tüm farelerin kesilerek kan ve doku örneklerinin alındığına işaret etti. Prof. Dr. Nazıroğlu, farelerde kullanılan kapari yağının etken maddelerinin miktarlarının SDÜ Merkez laboratuvarında HPLC cihazında analiz edilerek belirlendiğini de vurguladı.

Prof. Dr. Nazıroğlu, Capari Ovata'nın ilaç haline getirilmesi konusunda bazı firmalardan teklif geldiğine işaret etti.

Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, bu amaçla çalışmanın insanlar üzerinde de tekrarlanacağını ve uzun sürecek bilimsel araştırma ve çalışma sonucunda Capari Ovata'nın doz oranının ayarlanarak kapsül haline getirilerek, kadınların hizmetine sunulabileceğini sözlerine ekledi.

"Stresi alıyor"
Prof. Dr. Nazıroğlu'nun ekibinde yer alan SDÜ Tıp Fakültesi 4'üncü sınıf öğrencileri Hamide Betül Gün ve Şeyma Savaş da yer aldı. Şeyma Savaş, araştırmanın 3 yıl sürdüğüne değinerek, şu bilgileri verdi:

"Deneyde Capari Ovata ekstratı (bitkinin yoğunlaştırılmış sıvı hali) kullandık. Eksratı SDÜ Orman Fakültesi'nden temin ettik. Capari ekstratını farelere 28 gün boyunca uyguladık. Deneyimiz hiçbir uygulama yapılmayan, menopoz modeli, sağlıklı olup capari kullanılan ve menopoz+capari grubu olmak üzere 4 gruptan oluştu. Farelere 28 gün boyunca capari ekstratını ağız yoluyla verdik. Capari verilen farelerden karaciğer, böbrek ve beyin dokuları aldık. Sonuç olarak, Capari Ovatanın menopoza girmiş farelerde oluşan stres üzerine koruyucu etkisi olduğunu anladık."

Proje mansiyon aldı
Araştırma çalışmasını TÜBİTAK'a sunduklarını kaydeden Hamide Betül Gün ise ayrıca Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi 3'üncü Uluslararası Öğrenci Kongresi'nde 'Yaşlı farelerde oksidatif stres üzerine Capari Ovata'nın koruyucu etkisinin araştırılması' başlıklı sözel araştırma dalında mansiyon ödülüne layık görüldüklerini kaydetti. Öğrenciler elde ettikleri ödülü SDÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Yorgancıgil'e verdi. (dha)

Banka ve Kredi haberleri

Daha fazla haber