Güncel

Showing posts with label Kürtaj. Show all posts
Showing posts with label Kürtaj. Show all posts

Kürtajda zaman sınırı değişmedi

Written By THA on Thursday, 21 June 2012 | 15:15

AK Parti'nin kürtaj düzenlemesi şekillendi. Üç bakanlığın ortak hazırladığı rapora göre 10 haftalık sınır değişmeyecek.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ''Her kürtaj bir Uludere'dir'' sözleriyle başlayan kürtaj tartışmaları, bugün yeni bir noktaya taşındı.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın da 'cinayet' olarak tanımladığı kürtajla ilgili düzenleme hafta başında Bakanar Kurulu'na sunulacak.

Kamuoyunda en çok tartışma konusu olan zaman sınırlamasında ise mevcut düzenleme korunacak. Böylece kürtaj yasağı 10 haftadan sonra uygulanacak.

Ayrıca kürtajı, uzman doktorlar yapabilecek pratisyen hekimlere yasak olacak.
Yapılacak mekanlarla ilgili noktalar da yeniden düzenleniyor. Operasyonlar sadece hastanelerde yapılabilecek. Muayenehaneler ve kliniklere de yasak geliyor.

Bu sınırları ve kısıtlamaları dikkate almayanlara ise ceza getiriliyor.
Üç bakanlığın ortak hazırladığı ve Bakanlar Kurulu'na pazartesi sunulması beklenen düzenlemeyle ilgili son sözü Başbakan Erdoğan söyleyecek. Erdoğan'ın onay vermesinin ardından Meclis'e gönderilmek üzere kanun teklifi hazırlanacak.

'KÜRTAJA BİR YASAK GELMEDİ'
Düzenlemeyi NTV yayınında değerlendiren Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail İtil şunları söyledi: "Kürtaja bir yasak gelmediği görülüyor, bu olumlu bir gelişme. Hafta sınırı korunuyor. Hastane koşullarında kürtajın önlemleri alınıyor. Aile planlaması yöntemlerinin de tanıtılması, kürtajın yöntem olmadığının vurgulanması planlanıyor. Genel olarak olumlu.

'ANNE İSTEĞİYLE SEZARYEN TARTIŞILMALI'
Sezaryenin tıbbi zorunluluk durumunda yapılması gerekiyor. Anne isteğiyle sezaryenin belki biraz daha tartışılması gerekir. Dünya Kadın Doğum Federasyonu, tıbbi zorunluluk halinde sezaryen yapılması gerektiğini öneriyor. Birçok kadın doğum cemiyeti sezaryenin belirli koşullarda yapılabileceğini belirtiyor. Hekimin normal doğum tarafında olması gerektiği kaydediliyor. Annenin korkuları varsa eğitimden geçirilerek, psikolojik destekle normal doğuma yönlendirilmesi belirtiliyor. Ancak anne yine de isterse sezaryen öneriliyor. Doğum sırasında her türlü önlem alınmasına rağmen endikasyonlardan hekimin sorumlu tutulamayacağını belirten madde bizi sevindirdi. Sezaryenle ilgili olan en büyük korku tıbbi hatalarla ilgili davalar. Bu konuda düzenleme yapılması gerektiğini belirtmiştik. Birçok hekim doğal olarak doğumda oluşabilecek, her türlü önlem alındığı halde oluşabilecek zarardan hekime binlerce liralık tazminat çıkıyordu. Sezaryen yasaklanıyor demek doğru değil.

'SEZARYEN ORANI DÜŞECEK'
Yapılan çalışmalarda tıbbi hata yapma korkusunun sezaryene yönlenmedeki en sık neden olduğu görülüyor. Türkiye bu davalar içinde en sık davaya maruz kalan hekim grubudur. Bazen her şey tam olarak yapılsa da doğum anında zararlanma olabilmektedir. Bu yasayla eğer her türlü önlem alınmışsa, tüm özene rağmen oluşacak zarardan hekim sorumlu olmayacak. Bu sezaryen oranını düşürecek bir gelişme. Sezaryenin anne ya da bebek sağlığı tehlikeye girecekse yapılması gerekiyor." (NTV)

'Bebeğimin babası kim?' sorusuna yeni cevap

Günümüzde birden çok partnere sahip olan ve hamile kalan kadınların en sık sorduğu soru “Çocuğumun babası kim?” oluyor. Bu rahatsız edici sorunun cevabı ise anne adayının, biyolojik babanın ve doğacak çocuğun hayatını tamamen değiştiriyor.

Çok eşli olan kadınlar hamile kaldıklarında yeni geliştirilen modern test yöntemleriyle bebeğin biyolojik babasını doğumdan önce öğrenebiliyorlar.

Hamileliğin sekizinci ve dokuzuncu ayında yapılabilen kan testleri zaman zaman düşüğe sebep olsa da “Bebeğimin babası kim?” sorusuna cevap bulmak açısından önem taşıyor.

YENİ DOĞUM ÖNCESİ BABALIK TESTLERİ
Yayınladığı makalede “Babalık testi” konusuna değinen New York Times gazetesi bebeğin down sendromlu olup olmadığını anlamak için yapılan amniyosentez uygulamasının babalık testinde de kullanıldığını fakat bu yöntemin yerini yeni kan testlerinin aldığını söylüyor.

Test sonuçları anne adayının endişelerinden kurtulmasına yardımcı olurken aynı zamanda bebeğin babasının kim olduğunu öğrendikten sonra kürtaj yaptırıp yaptırmayacağına daha rahat karar vermesine olanak sağlıyor.

Testlerin sonucu babanın hayatını da etkiliyor. Bebeğin biyolojik babası olduğunu öğrenen erkeklerin birçoğu çocuklarına sahip çıkıyor ve annelere doğuma kadar maddi ve manevi destek sağlıyor.

Hamilelik sırasında babadan destek gören kadınların bebekleri, bugüne kadar yapılan bir çok araştırmanın sonucuna göre, çok daha sağlıklı doğuyor.

Gazeteye konuşan Courtney Herndon eski erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra başka bir kişiyle yakınlık kurduğunu ve o dönemde hamile kaldığını anlattı.

Herndon her iki baba adayından da kan örnekleri alarak yaptırdığı testte bebeğinin babasının yeni birlikte olduğu erkek arkadaşı olduğunu öğrendi.

Herndon testten sonra öğrendiği bilginin hayatına yön verdiğini söyledi.

Babalık testlerinin son 10 yıldır Internet üzerinden reklamı yapılarak satıldığına değinilen makalede bunlardan bir çoğunun başarısızlıkla sonuçlandığı anlatıldı.

Geçtiğimiz günlerde yeni geliştirilen bir yöntem tıp dünyasına tanıtıldı. Kolombiya’da bulunan Ravgen şirketi tarafından tanıtılan yöntem New England Tıp Dergisi’nde yayınlandı.

Ravgen DNA testi uygulamasını şu şekilde aktardı:

“Annenin kanında bulunan ve ceninden alınan DNA parçaları inceleniyor. Aynı yöntem bebeğin cinsiyetinin belirlenmesinde de kullanılıyor.”

ABD’de Natera şirketi tarafından geliştirilen bir başka babalık testi satışa çıktığından beri binlerce sipariş almış. Fakat bu iki test de velayet davalarında resmi olarak kullanılamıyor.

Makalede ayrıca kan testlerinin fiyatlarının doğumdan sonra uygulanan DNA testlerinden daha yüksek olduğunun da altı çiziliyor.

DOĞUM ÖNCESİ DNA TESTİNİN TECAVÜZ VAKALARINDAKİ ÖNEMİ
Ravgen’in doğum öncesi babalık testinin özellikle tecavüz vakalarında önem kazandığını belirten Dr.Ravinder Dhallan konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Anne, testten sonra bebeğinin kendisine tecavüz eden erkekten olmadığını öğrenirse o zaman kürtajdan vazgeçebiliyor.” (ntvmsnbc)

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği: 'Kürtaj yasaklanmasın işte nedenleri'

Written By THA on Tuesday, 12 June 2012 | 13:36

Kürtaj tartışmaları son hızla sürerken konu ile ilgili en yetkili mercilerden birinden açıklama geldi. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği kürtajın yasaklanmasının kadın sağlığına olumsuz etkilerini ve bu konuda bilimsel verilerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Dernek tarafından yapılan açıklamada yer alan bilgiler çarpıcı nitelikte; Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün hesaplamalarına göre, dünyada her yıl, 210 milyon civarında gebelik meydana geliyor, bunların yaklaşık 1/3’ü istenmeden oluşan gebelikler. Dünyada meydana gelen gebeliklerin 46 milyonu isteyerek düşükle sonlanıyor.

YASAKLAR 68 BİN KADININ HAYATINI KAYBETMESİNE SEBEP OLUYOR
Yasaklamalar nedeni ile düşüklerin 19 milyonu güvenli olmayan koşullarda gerçekleşiyor. Güvenli olmayan düşüklere bağlı olarak dünyada her sekiz dakikada bir kadın ölüyor ve güvenli olmayan düşükler dünyadaki anne ölümlerinin %13’üne, her yıl 68 bin kadının ölümüne, 5,3 milyon kadının hastalık ve sakatlığına neden oluyor. (WHO-2007)

Dernek ülkemizde 1950’li yıllardan başlayarak sağlıksız düşüklerin çok yaygın olarak yapılıyor olmasının ve bu durumun anne ölümlerindeki büyük payının; sağlık politikalarının değiştirilmesindeki temel nedenlerden biri olduğunun altını çizerken şu anda Türkiye’de anne ölümleri içinde düşüğün payının yalnızca %2 olduğunu açıkladı; "Dünyada düşüğün anne ölümleri içindeki payının %13 olduğu hatırlanacak olursa bu durumun Türkiye açısından bir başarı olarak değerlendirilmesi gerekir.

ROMANYA'DA 23 YILDA 10 BİN KADIN ÖLDÜ
İsteyerek düşükler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadın sağlığında önemli bir sorun oluşturmakta; üreme çağındaki kadınların başlıca ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. Türkiye örneği dahil pek çok ülkede, düşüğün yasa ile yasaklanması onun yapılmasını engelleyememektedir.

Romanya’da kürtajın yasaklandığı 1966 ile 1989 arasında 10.000 kadın sağlıksız koşullarda yapılan kürtaj sonucu ölmüş ve taklaşık 200.000 çocuk yetimhanelere bırakılmıştır. Kürtajın yasaklandığı ülkelerde , düşükler azalmamakta , tersine güvenli olmayan düşükler hızla yükselmektedir.

İsteyerek düşüklerin yasa dışı olarak yapılması durumunda, kadın sağlığında yaratacağı ciddi sonuçlar bilinen bilimsel gerçeklerdir. Anne sağlığı göstergelerinin gereği,1983 yılında, Türkiye’de 10 haftaya kadar olan isteyerek düşüklere yasal olarak izin verilmiş; aynı yasa ile aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması da hedeflenerek, diğer bazı önlemler getirilmiştir."

Türkiye’de isteğe bağlı düşüğün yasalaştığı dönemin başlangıcında, her dört gebelikten biri istemli düşük ile sonuçlanırken, sadece yirmi yıl içinde bu sayı her on gebelikten bire düşümüştür.

TNSA -2008 verilerine göre, Türkiye’de istemli düşüklerin özellikleri:
40 yaş ve üzerindeki kadınların her üç gebeliğinden biri isteyerek düşük ile sonlanıyor.
• Kürtaj oranı eğiitimsiz kadınlarda % 5.5 iken, lise mezunu kadınlarda %13
• Kürtaj olan kadınların sadece beşte biri öncesinde modern bir gebeliği önleyici yöntemi kullanıyor
• Kürtaj olan kadınların üçte ikisi sonrasında aile planlaması yöntemi kullanıyor
• Kürtaj kararlarının yarısını eşler birlikte, dörtte bir evli kadının kendisi tarafından alınıyor
• Kürtajların % 90’ı gebeliğin ilk iki ayı içerisinde gerçekleşiyor
• Kürtajların % 70’i özel sağlık kuruluşlarınca gerçekleştiriliyor
• Türkiye’de isteyerek düşükler genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmıyor

Derneğin elindeki verilere göre Türkiye’de 10 haftaya kadar kürtajın serbest bırakılmasından bu yana;
- Kürtajlar 3 kat azaldı
- Anne ölüm hızı 6 kat azaldı
- Modern aile planlaması yöntem kullanımı 2 kat arttı
- Kadınların yaşam süresi 14 yıl arttı
- Dünyada 8 anne ölümünden biri sağlıksız kürtajlardan oluşmakta iken, Türkiye’de ise sadece 50 anne ölümünden birinin nedeni sağlıksız kürtaj
- 1950’li yıllarda anne ölümlerinin yaklaşık yarısı düşükler nedeni ile iken, bugün sadece anne ölümlerinin %2’si güvenli olmayan düşükler nedeni ile
- Güvenli olmayan düşüklere bağlı ölüm ve sakatlıklar sağlık gündeminden çıktı
- Kürtajın yasaklanması anne ölümlerini ciddi biçimde artıracaktır

Sağlık Bakanlığı’nın 2005 yılında yayınlanan “Üreme Sağlığı Ulusal Stratejik Eylem Planı”nında düşüklerin azaltılması ile ilgili hedefler ortaya konulmuştur: Sağlık Bakanlığı düşüklere bağlı ölümleri 100.000 canlı doğumda 5’in altına indirmeyi, isteyerek düşükleri 2013 yılında 100 gebelikten 5.7’ye yakını yarı yarıya düşürmeyi hedeflemiştir. Bakanlığımız starejik eylem planında bu hedeflere ulaşmak için düşük sonrası kontraseptif yöntem kullanımını arttırmak ve aile planlamasında karşılanmamış ihtiyacı azaltmak gerektiğini vurgulamıştır.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği'ne göre kürtaj ihtiyacını azaltmak için yapılması gerekenler:

- İlköğretimden başlayarak yapılandırılmış bir cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularını yaş grubuna uygun olacak şekilde müfredatın parçası haline getirmek,
- Gençlere yönelik cinsel sağlık, üreme sağlığı akran eğitim programlarını yaygınlaştırmak
- Genç Dostu Sağlık Hizmeti Merkezlerini yaygınlaştırmak
- İstenmeyen gebeliklerin tümünü oluşmadan önlemek
- Karşılanmamış aile planlaması ihtiyacını ortadan kaldırmak
- Aile planlaması hizmetlerini birinci basamakta kaliteli , sürekli ve her düzeyde yaygın sunmak,
- Aile planlaması hizmetleri ve malzemelerinin tümünü genel sağlık sigortası kapsamına almak,
- Kadının statüsünü güçlendirmek
- Üreme sağlığında erkek katılımını güçlendirmek
- Aile planlaması alanındaki yanlış toplumsal inanışların önüne geçmek
- Topluma dayalı üreme sağlığı eğitimlerini ve duyarlılık yaratma çalışmalarını ilgili bakanlık ve kuruluşlar ve STK larla eşgüdüm içerisinde sürekli uygulamak
- Ülkede insan haklarını dayalı, 1994 Kahire Nüfus ve Kalkınma Bildirgesinde güvence altına alınan eylem planlarını tümüyle hayata geçirmek

*Obstetrik: gebelik ve doğum ile ilgilenen bilim dalı (Hürriyet)

Bu test kavga çıkarır

Written By THA on Friday, 8 June 2012 | 00:53

Bu test, dünyada kürtaj ve etik tartışmasının fitilini ateşleyecek...

Washington Üniversitesi'nde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, gen bilimciler, fetusun DNA dizilimini yüzde 98 doğruluk oranıyla hesaplamayı başardı. Annenin kan ve babanın salya örneğiyle gerçekleştirilen testle, bebekte gelişecek 3 bini aşkın genetik hastalığın doğumdan aylar önce tespiti mümkün olacak. Test, dünyada kürtaj oranını artırabilir. Uzmanlar, yeni yöntemin henüz pratik olmadığını belirtiyor. Maliyet 20 bin ila 50 bin dolar arasında. Uygulama yaklaşık 3-5 yılda yaygınlaşacak. Piyasada yapılan testlerle bebeğin Down Sendromu olup olmadığı anlaşılabiliyordu ancak tüm DNA dizilimini çıkarabilmek zor. Yeni testle tedavisi zor ya da imkansız 3 binden fazla hastalık hamilelikte tespit edilebiliyor.

Yüzde 54 kazara hamile
TÜRK-Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı'nın, Rize'de düzenlediği seminerden ilginç veriler... Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı, Kadın Doğum Uzmanı Doç Dr. Murat Gültetkin 'Korunamadığımız için kürtajı tartışır hale geliyoruz. Adam akıllı metot kullanan yüzde 46. Yüzde 54 kazara hamile kalıyor. Oranı yüzde 100'lere çıkaracağız. Avrupa'da yüzde 10-15'ler arasında yürüyen sezeryanı ülkemde de benzer oranlara indirmek istiyoruz. Benim Hanım ilk doğumunu sezeryanla yaptı. Ben de hanımı normal doğuma ikna edememişim' diye konuştu. (Mustafa BAYRAK-Akşam)

Kürtajın yasak olduğu İrlanda'dan Türkiye'ye uyarı

Written By THA on Tuesday, 5 June 2012 | 17:14

Türkiye kürtaj yasağına doğru bir tartışmaya başlamışken, koyu Katolik İrlanda'dan Aile Planlaması Vakfı'nın CEO'su Niall Behan uyardı:

"Bizde referandumla yasak anayasaya girdi ama hapis cezasınrağmen kürtaj bitmedi. 30 yılda çok trajediler gördük. Türkiye de bizim durumumuza düşebilir. Çünkü şu anda biz pek iyi bir örnek teşkil etmiyoruz"

"Gördüğümüz kadarıyla, kürtaj yasak olmasa, insanlar rahat ve açıkça konuşabilse, biraz düşünebilse, panikle kürtaj yaptırmak yerine kendi istekleriyle ebeveyn olma aşamasına daha rahat gelebilirler"

İrlanda Aile Planlaması Vakfı (Irish Family Planning Association)'nın CEO'su Niall Behan ile ülkesinde yıllardır devam eden kürtaj yasağı ve yasağın etkilerini konuştuk. Behan'ın AKŞAM'a yaptığı değerlendirmeler şöyle:

- İrlanda'da kürtajla ilgili durum tam olarak nedir?
İrlanda'da kadının hayatı risk altında olmadıkça kürtaj yasak. Ama yasada, kadının hayatının ne zaman risk altında olduğu konusunda tam bir netlik yok. Teorik olarak bir kadının hayatı risk altındayken mümkün olsa da, uygulamada bu böyle değil. Bu nedenle diyebiliriz ki, İrlanda'da kürtaj her durumda yasak.

- İrlandalı kadınlar kürtaj için başka ülkelere ama özellikle de İngiltere'ye gidiyor, değil mi? Rakamları biliyor musunuz?
En azından yılda 4 bin kadın kürtaj yaptırmak için İngiltere'ye gidiyor. Çünkü hem yakın hem de dil sorunu yok.

- Nasıl bir etkisi oldu kürtaj yasağının sizce?
Her ne kadar yasak olsa da, İrlandalı kadınların hayatında kürtaj var. Bu nedenle yasaklanmanın insanlar açısından durumu zorlaştırıp, ekstra uçak ve otel gibi masraflara yol açmak dışında büyük bir etkisi olduğunu düşünmüyoruz. Finansal, fiziki ve duygusal olarak daha sıkıntılı hale geldiği doğru. Çünkü finansal nedenlerden ötürü, kendilerini destekleyecek kişilerle gidemiyorlar çoğu zaman. Kadınların kürtaj olmaktan geri durdurduğunu söyleyemeyiz. Ama tabii ki, bu seyahati gerçekleştiremeyen kişiler için birtakım trajik sonuçlar doğurduğu kesin.

ZORLA ANNELİK

- Yasadışı yollarla kürtajı mı kastediyorsunuz?

Elbette. Yasadışı şekilde kürtaj da oluyor. Ama bazen kadınların zorla anne yapılması gibi oldukça farklı trajediler de görüyoruz. Bir de ortada çok fazla yasal sorun var. Türk Hükümeti bunu düşünüyor mu, bilmiyorum ama dünyada insan hakları ile ilgili düzenlemelerin yasal sonuçlarına iyi bakmalısınız. İrlanda sadece iki yıl önce Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu'nu ihlal etmekle suçlandı. Bu nedenle şu anda mevcut yasa üzerinde çalışılıyor. Birkaç hafta içinde büyük bir değişim bekliyoruz.

- Ne bekliyorsunuz? Tamamen serbestlik kazanma ihtimali var mı?
Tamamen serbest olmasını beklemiyorum. İrlanda'da yasal kürtajın yapılabileceği koşulları tanımlayacaklarını sanıyoruz ama bekleyip görmek lazım.

GİZLİ TUTULUR

- İngiltere'ye gidip kürtaj olup gelen kadınlar İrlanda toplumunda nasıl algılanıyor
?
İrlanda'da kürtajın cezai yaptırımı hayat boyu hapis. Bu bir devletin vatandaşına karşı koyabileceği en ağır, en sert cezai yaptırımlar arasında. Bu nedenle kürtaj toplumda pek açık konuşulabilen bir konu değil. İngiltere'ye uçup kürtaj yaptıran bu kadınlar çevrelerine bu konuda bilgi vermezler, gizlice uçar gelirler ve konuşmazlar.

10 YILDA RAKAM AZALDI

- Peki, bu yasak kadınların daha az kürtaj yaptırmasına neden oluyor mu hiçbir şekilde?

Size sadece tecrübelerimizi söyleyebilirim. Kadınlar bizi yardım hattından arıyor, aile planlaması ya da yasal kürtaj için yurtdışındaki klinikleri soruyor. Eğer toplumda kürtaj rakamını düşürmek istiyorsanız, yasaklamak pek de iyi bir yol değil. En iyi yol cinsellik ve cinsel ilişki eğitimi ile korunma yöntemlerine kolay ulaşımı sağlamak. İrlanda'da son 10 yılda bunu uyguladıkları için kürtaj sayısında gözle görülür bir azalma var. Ama bu yasaktan değil, diğer metotların öne çıkmasından kaynaklanıyor. Bu yasak aslında kürtajı çoğaltıyor.

- Neden yasak kürtajı çoğaltıyor?
Kürtaj 1861'den beri suç sayılıyor. Yani aslında, İrlanda Devleti kurulduğundan beri hiç yasal olarak kürtaja izin verilen bir süreç hiç olmadı. Gördüğümüz kadarıyla, kürtaj yasak olmasa, insanlar rahat ve açıkça konuşabilse, biraz düşünebilse, panikle kürtaj yaptırmak yerine kendi istekleriyle ebeveyn olma aşamasına daha rahat gelebilirler. Üzerlerindeki bu baskı onları tedirgin edip, olumsuz etkiliyor. Kürtaj rakamını düşürmek ise cinsellik, cinsel ilişki eğitimi ile doğum kontrol araçlarına erişimi kolaylaştırmakla ilgili. Son 10 yılda korunma yöntemlerine eczanelerde kolay ulaşılmasının sağlanması ve okullarda zorunlu cinsel ilişki eğitimi dersleri verilmesi rakamları düşürdü.

KATOLİK DEVLET MİRASI
- İrlanda'da kürtajın hala bu denli önemli bir tartışma meselesi olmasının temel nedeni din unsuru, değil mi?

Evet. Bu şu ünlü miras konularından biri. İrlanda Devleti kurulduğundan beri son derece muhafazakar bir Katolik devlet olarak görüldü ve bu tabii ki çok etkili. 1983'te bir referandum yapıldı ve insanlar kürtaj karşıtı yasayı kabul etti. 30 yıl önce kabul edilen ve kürtajı yasaklayan yasa hala anayasamızda duruyor.

- Peki sizce toplum bugün hala aynı noktada mı? Ne gösteriyor kamuoyu yoklamaları?
Toplum çok ciddi bir şekilde değişti. Bence bu yasa bugün önümüze gelse artık geçmez. Yapılan araştırmalar insanların desteğinin giderek azaldığını ortaya koyuyor.

- Neden geçmez?
Çünkü birkaç önemli şey oldu. Öncelikle yasal kürtaja ulaşamayan kadınların yasal olmayan şekilde gebeliğe son verme girişimleri büyük trajedilere neden oldu. Bir de 'X Olayı' diye ünlenen bir olay var. 14 yaşında bir kız, komşularının tecavüzüne uğradı. Tahmin edersiniz ki bu bebeği doğurmak ve hayatının sonuna dek bunu hatırlamak istemedi ve kürtaj için İngiltere'ye gitmek istedi. Bu olay toplumda büyük bir tartışma başlattı ama devlet kızın seyahat etmesini engelledi. Ülkede her gün bu konu konuşuldu. İnsanlar 'Bu kız tecavüzcünün çocuğunu doğurmaya zorlanmamalı' diye isyan etti, dava açıldı... En sonunda bu kızın başka bir ülkeye gidip, bebeğini aldırmasına devlet izin verdi. Bunun gibi çok şeyler oldu. İnsanlar böyle bir yasanın nasıl zararları olabileceğini zaman içinde daha iyi gördü.

- 'İstenmeyen gebelikler' olarak literatüre geçen bu süreçler sonunda doğrulan bebekler hayata başlayınca nasıl etkileniyorlar? İstemeden anne olan kadınları nasıl etkiliyor?
Bunları analiz etmek çok zor. Çünkü doğurmaya zorlandıktan sonra, hiçbir kadın artık 'Eğer mümkün olsa kürtaj olur, bu çocuğu doğurmazdım' diye konuşmuyor. Eğer bir kadın anne olmak isteyerek doğum yaptıysa, elbette ki bu çocuk için daha olumlu sonuçlar doğuracak. Ama anne olmaya zorlandı ise daha negatif olacağı kesin.

- İngiltere toprağı olmasına rağmen Kuzey İrlanda'da kürtaj neden yasak?
İngiltere'yi yönetenlerin o yıllarda Kuzey İrlanda'dan oya ihtiyaçları vardı ve bu nedenle İngiltere'de geçerli olan düzenlemeden Kuzey İrlanda'yı ayırdılar. Tümüyle siyasi nedenlerle böyle oldu.

Kürtaj, insan hakları sorunudur

- Sizce tüm bu kürtaj tartışması siyasi mi?

Bence içinde çok fazla siyasi fırsatçılık var. Bizim bu konuya yaklaşımımız, bir insan hakkı sorunu. Bazen insan hakları meseleleri çok popüler olmayabilir. Eğer Türkiye'deki siyasetçiler uzun vadeli düşünmezse, İrlanda'da bizim durumumuza düşebilir. Çünkü şu anda biz pek iyi bir örnek teşkil etmiyoruz.

- Neden?
Bizim kürtaj yasamızı dünyadaki hemen her insan hakları örgütü, Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi... Hepsi tarafından sürekli eleştiriliyor ve İrlanda'ya baskı yapıyor. Bu gerçekten hiç de adil değil bu ülke için. Türkiye'de kürtaj sayısını mı azaltmak istiyor siyasetçiler?

- Sanıyorum, evet. Hedef bu galiba...
Ama süresini kısaltmak veya yasaklamak tersine etki yapıyor diye gösteriyor bizim tecrübelerimiz. Yasaklama tersine baskı yapıyor. İnsanlara zaman veya yasakla baskı koymazsanız, ilk başta istemediklerini düşündükleri bebeği isteyebilirler. Ama paniklediklerinde sağlıklı düşünemiyor ve hemen kürtaj alternatiflerine bakıyorlar.

Polonya'daki yasak doğumları artırmadı
Christian Fiala Avusturyalı bir jinekolog. Fiala, İrlanda'da kürtaj www.abortioninireland.org adlı web sitesinin kurucusu. Ayrıca, pek çok ülkedeki kürtaj yasaklarına karşı mücadele eden, yazılar yazıp, konferanslar veren aktivist bir doktor. Kendisine 'Neden kürtaj yanlısı oldunuz?' diye sorunca verdiği yanıt ilginç: 'Bu kürtaj yanlısı olmak değil, kadınların yaşam hakkından yana olmak. 'Doğmamış bebeğin hayat hakkı' diye kürtaja karşı çıkanlar, ideolojik nedenlerle kavramları çarpıtıyorlar. Ortada doğmamış bir çocuk yok. Ortada bir fetüs ve bir kadın var. Doğmamış çocuktan bahsedeceksek, hayat için de 'ölümden önce' diye bir kavram kullanmamız gerekiyor o zaman. Bu anlamsız. Ben yıllarca kürtajın yasak olduğu ülkelerde çalıştım ve kadınların her gün nasıl öldüklerini biliyorum!'

Fiala'nın olayın tarihsel sürecine ilişkin yorumları şöyle:
'İnsanların kürtaja yasal olarak erişimi çok önemli. Bu bir lüks değil. Bunu yapmazsanız, kadınların hayatları üzerinde oynamış oluyorsunuz. İstenmeyen gebelik durumu hayatta bir gerçek. Kadınlar bazen isteyerek, bazen istemeyerek hamile kalıyor. İstenmeyen hamilelikler kadınlar için gerçekten kriz durumları ve bunu sonlandırmak için her şeyi yapıyorlar. Biz bunu geçmişte de bugün de kürtaj yasağı olan her yerde görüyoruz.

PAPA'YA JEST OLSUN DİYE
Kürtaj komünist ülkelerde serbestti. Komünizm çöktükten sonra, aslen Polonyalı olan eski Papa ülkesini ziyaret etti ve 'Bana bir jest

yapmanızı istiyorum' deyip, kürtajın yasaklanmasını istedi. Böyle olunca, Polonya Parlamentosu referanduma bile gerek görmeden, kürtajı yasakladı. Peki, ne oldu? O tarihe kadar yasal olarak kürtaj yapan doktorlar, birdenbire yasakla karşılaştılar ve yüksek paralarla apartman dairelerinde kürtajlar başladı. Hiçbir tıbbi standart kalmadı kürtaj üzerinde ama kürtaj devam etti. Kesin olan şey şu ki, yasaklanan ülkelerin hiçbirinde kürtaj rakamı düşmüyor. Eğer gerçekten kürtajı düşürmek istiyorsanız, insanlara korunma yöntemlerini sunmanız gerekiyor. Ayrıca, korunsanız dahi bazen kazalar olabiliyor.

Polonya örneğinde gördük ki, kürtaj yasağı çocuk sayısını da artırmadı, tam tersine düşmeye devam etti. Çünkü kadınlar iki tür hamilelik yaşıyor: İstenen ve istemeyen hamilelik. Eğer istiyorsa, bebeğini korumak için her şeyi yapıyor. Diğer durumda ise, gebeliği sonlandırmak için. Kürtajı yasaklayınca, kadını çocuk sahibi olmaya ikna etmiş, güvenilmez bir eşi de koruyucu biri yapmış olmuyorsunuz.

MONARŞİ, DİKTA VE SAVAŞ
Geçmişte korunma metotları ve kürtajı yasaklayan ülkelere bakınca, çok ilginç bir tablo görürsünüz. Bu ülkeler ya monarşiyle yönetiliyordu, ya savaştaydılar, ya da diktatörlük vardı. Hitler, Çavuşesku... Hepsi kürtajı yasakladı. Hitler döneminde ölüm cezası veriliyordu, çünkü ülkenin askere ihtiyacı vardı. Ama ne zaman demokratik bir ülke oluşursa, bedenleri ve gelecekleriyle ilgili bu tercih insanlara bırakılıyor.'
(Şenay Yıldız/Akşam)

BM: 'Kürtaj engellenirse kadın sağlığı tehlikeye girer'

Written By THA on Saturday, 2 June 2012 | 17:44

Anand Grover, BM Sağlık Hakları Özel Raportörü

Türkiye’de kürtaj tartışması ahlaki ve etik değerler üzerinden devam ederken, Birleşmiş Milletler uzmanları konunun kadın sağlığı ve insan hakları açısından tartışılmasından yana.

BM Sağlık Hakları Özel Raportörü Anand Grover, BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamada kürtaj hakkını dört haftayla sınırlamanın kürtajı yasaklamak anlamına geleceğini; kadınları yasal ve güvenli olmayan kürtaj yöntemlerine başvurmak zorunda bırakacağını söyledi.

2008 yılında göreve başlayan Grover, geçen sene beden ve akıl sağlığı ile ilgili yazdığı raporda, kürtaja erişim hakkıyla ilgili önemli açıklamalarda bulunmuştu.

Raporda kürtajın yasaklanmasının ya da sınırlanmasının, kadınların sağlık hakkının engellenmesi anlamına geldiği; kadınların cinsel ve üreme sağlıklarıyla ilgili karar verme haklarını ellerinden aldığı belirtiliyordu.

Grover, Türkiye’de kürtajın sınırlanmasının ya da yasaklanmasının kadınların güvenli kürtaja erişimini kısıtlayarak sağlıklarını tehlikeye atacağını düşünüyor ve “Kürtajı dört haftayla sınırlamanın bir gerekçesi olamaz. Kürtaj için öngörülen süreye kadınların hangi sürede güvenli kürtaj olabileceklerine göre karar verilmesi gerekir” dedi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’de kadınların kürtaja bir aile planlaması politikası olarak yaklaştıklarını söylemişti.

'Yasal engeller ve ahlaki kınama çözüm değil'
Ancak konuyla ilgili konuştuğumuz Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye temsilcisi Dr. Zahidul Huque, kürtajın nedenlerinin yasal engellerle ya da ahlaki kınamayla çözülemeyeceğini düşünüyor.

Dr. Zahidul Huque, “Kürtajı önlemenin ve anne ve çocuk sağlığını sağlamanın en iyi yolu, makul fiyatlarla, erişilebilir ve kabul edilebilir doğum kontrol yöntemlerini yaygınlaştırmak; gençlere, kadınlara ve erkeklere, aileleri ve gelecekleri konusunda özgürce seçim yapabilmeleri için yeterli bilgi ve eğitim sağlamaktır” şeklinde konuştu.

Huque, kürtajın yasak olduğu 1970’lere kıyasla 1983’ten sonra görece modern doğum kontrol yöntemleri daha çok yaygınlaştığı için, kürtaj oranının da düştüğünü söyledi.

Ancak kürtaj, doğum kontrol yöntemlerinin başarısız kalması ya da kullanılamaması durumunda oluşan ya da tecavüz veya ensest gibi cinsel şiddet sonucu oluşan gebeliklerde kadınların başvurabileceği önemli bir yöntem.

Kadınların istenmeyen gebelik durumunda, yasal olsa da olmasa da, kürtaj yoluna başvurduğunu belirten Huque, devletlerin, kürtajın yasal olduğu durumda bunun güvenli bir şekilde yapılmasını sağlaması gerektiğini ve yasal olmasa bile kürtaj sonrası sağlık hizmeti vermek zorunda olduğunu söyledi.

Huque, ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kürtaj ile ilgili açıklamayı yaptığı toplantının konusu olan Uluslararası Kalkınma ve Nüfus Konferansı (ICPD) Eylem Planı’nın, kadın sağlığını ve kadın haklarını, nüfus planlama politikalarının odağına yerleştirdiğini vurguluyor ve “İstenen ve planlı gebelikler, güvenli annelik ve sağlıklı aileler başarılı bir nüfus politikasının temelidir” diye ekledi.

'Yasaklama, kadın sağlığı açısından yeni tehlikeler getirir'
Ancak gerek BM, gerekse Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporlarına göre, kürtajın yasal olmaması, kadınların güvenli ve sağlıklı olmayan kürtaj yollarına başvurmalarına neden olacağından kadın sağlığı konusunda bir tehdit oluşturmakta.

Huque, Romanya örneğini vererek, 1966 yılında kürtaj yasaklandığında, septik düşükler nedeniyle anne ölümlerinin üçe katlandığını ve kürtaj sonrası bakımın maliyetinin de yükseldiğini kaydetti.

Dr. Zahidul Huque, Türkiye’de kadınların büyük çoğunluğunun, kürtajın yasak olduğu 1983 yılından önce, sağlıklı olmayan kürtaj yöntemlerine başvurduklarını hatırlattı.

Huque’a göre, bu tür kürtajlar anne ölümlerini ve hastalıklarını artırmanın; kadınların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını tehdit etmenin yanı sıra, kürtajın maliyetini de artırıcı nitelikte.

Kürtajın yasaklanmasının ya da sınırlanmasının ciddi ekonomik ve toplumsal sonuçları olacağını belirten Huque, bu tür kürtaj yollarına başvuran kadınların üretkenliği azalacağından ve sağlık sorunları artacağından ‘dolaylı’ ekonomik maliyetin de yükseleceğini söyledi.

Huque ayrıca, bunun çocuklar ve geniş planda aile yapısı üzerinde de önemli sonuçlar yaratacağını belitti.

BM Sağlık Hakları Raportörü Grover’ın yanısıra, UNFPA Türkiye temsilcisi Huque da, devletlerin duruma, kadınların üreme sağlığını güvence altına alacak şekilde, insan hakları açısından yaklaşması gerektiğini vurguladı.

Huque, bunun yolunun, kadınların cinsel yaşamları üzerindeki kontrollerini artırmak, ne kadar sıklıkla ve kaç çocuk doğuracaklarına özgürce karar vermelerini, yeterli bilgi ve eğitime erişimlerini sağlamak için, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması gerektiği görüşünde. (bbc.co.uk)

Sağlık Bakanı'ndan şok sözler!

Written By THA on Wednesday, 30 May 2012 | 18:15

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kürtaj tartışmalarıyla ilgili olarak, "Bazen 'Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?' vesaire gibi şeyler söyleniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar" dedi.

Anadolu Ajansı'nın konuğu olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Gazetecilerin kürtaj ve sezaryene ilişkin sorularını yanıtlayan Akdağ, mecburiyet olduğunda kürtaj yapılmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Batılı toplumlarda bir eylem çok yaygın hale geldiği zaman bunu yasalaştırmak gibi bir alışkanlık olduğuna dikkati çeken Akdağ, kürtajda da sürecin böyle işlediğini, yıllarca illegal yapıldığını görenlerin kürtajı yasallaştırdığını söyledi.

Akdağ, ''Bazen 'Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?' vesaire gibi şeyler söyleniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar. Böyle bir yasa çıkarılıp da kürtajla ilgili daha ciddi kısıtlamalar getireceksek mutlaka onun yan tedbirlerini de almak durumda olacağız'' diye konuştu. (Cumhuriyet-AA)

Kürtaj haberlerine İzmir'den yeni boyut

İzmir Tabip Odası, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kürtaj ve sezaryen ile ilgili açıklamalarına tepki gösterdi.

Sağlığın bilimdışı yaklaşımlarla yönetilemeyeceğini söyleyen Oda Başkanı Dr. Suat Kaptaner, "Faturası kadınlara çıkacak bir uygulamaya kadınlar karar vermeli" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, kürtaj ve sezaryenle ilgili sözleriyle başlayan tartışmaya İzmir Tabip Odası’dan tepki geldi. İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Suat Kaptaner, Yönetim Kurulu Üyeleri Mete Güzelant ve Hakan Yetimalan ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Sağlığın bilimdışı yaklaşımlarla yönetilmeye çalışıldığını belirten Dr. Suat Kaptaner, Başbakan Erdoğan’ın sezaryen ve kürtajın cinayet olduğunu söylediğini hatırlatarak, "Sezaryen ve kürtaj yapan doktorlar cani midir? Eğer kürtaj ve sezaryen Türk milletini dünya sahnesinden silmek için yapılan bir sinsi plan ise bu planı yapanlar kimlerdir? Başbakan’dan bunları açıklamasını istiyoruz" dedi.

ÖLÜMLER YÜZDE 95'E ÇIKABİLİR
Kürtajın aile planlaması yöntemi olmadığını, ancak istenmeyen gebeliklerde anne ölümlerinin önlenmesinde en güvenli yöntem olduğunu anlatan Dr. Suat Kaptaner, "İsteğe bağlı düşüklerin yasak olduğu bölgelerde anne ölüm oranları yüzde 95’e kadar çıkarken, yasaklanmadığı bölgelerdeki ölüm oranı yüzde 1’dir. Durduk yerde kürtaj ve sezaryenin gündeme getirilmesi 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanunu hedef almaktadır. Bu söylemler yakında bu yasada yapılacak değişikliklere hazırlıktır. Yasa yürürlüğe girdikten sonra istenmeyen gebeliklerde anne ölüm hızı yüz bin canlı doğumda 250 iken 28’e düşmüştür. Düşüğe bağlı anne ölümleri de ender rastlanır olmuştur. Bu sağlıkta sağlanan büyük bir başarıdır" diye konuştu.

Kürtajın yasaklanması durumunda alternatif yöntemlere başvurulacağını sözlerine ekleyen Kaptaner, "Erken gebelik dönemindeki anne ölümleri artacaktır. Bu işin faturası kadınlara çıkacaktır. Ülkemizin ihtiyacı sürekli doğuran, eve kapanan veya gebeliğini ilkel yöntemlerle sonlandırmaya çalışırken sakat kalan kadınlar değildir. Doğurmak nasıl bir kadının hakkıysa doğurmamak da kadının hakkıdır. Sezaryen de kürtaj gibi bir cinayet değil, tıbbi bir zorunluluktur" dedi. (DHA)

Kürtajda dört hafta kriteri

Written By THA on Tuesday, 29 May 2012 | 22:36

Zeynep Gürcanlı-Hürriyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen haftaki "kürtaj cinayettir" çıkışı, AK Parti'nin dün yapılan MYK toplantısında ele alındı.

Toplantıda, kürtaja ilişkin tıbbi raporlar gözden geçirildi. Ve Başbakan'ın "kürtajın sınırlandırılması için harekete geçilsin" talimatı sonrasında, konunun Haziran ayı içinde TBMM'ye getirilmesi üzerinde görüş birliği oluştu.

İncelenen tıbbi raporlar sonrasında Ak Parti MYK'da, halen mevcut yasalarla 10 haftalık hamileliklere kadar yasal olan kürtajın süresinin 4 haftaya indirilmesi üzerinde görüş birliği sağlandı.

MKY'da bu konudaki son kararın verilmesi için Sağlık Bakanlığı'ndan görüş alınması üzerinde anlaşıldı.
Toplantıda ağırlıklı olarak üzerinde durulan görüş ise, hamileliğin 4 haftadan sonra sonlandırılmasının önüne geçilmesi yönünde oldu.

Ancak 4 haftalık ya da daha az süreli hamileliklerde bile, kürtajın "ancak annenin sağlık durumunu tehdit eden durumlarda" geçerli olması görüşü ağırlık kazandı.

Eğer, Sağlık Bakanlığı'nın raporları da incelendikten sonra da bu görüş üzerinde mutabık kalınırsa, bu durum, kürtajın "sağlığı etkileyecek zorunlu haller dışında" fiilen yasaklanması anlamına gelecek.

Sağlık durumu dışında, tecavüz sonucu oluşan hamilelikler de toplantıda ele alındı. Ancak böyle durumlarda kürtajın sözkonusu olup olmaması konusunda Ak Parti MYK üyeleri arasında net bir görüş oluşmadı.

"BIRAK İNTİHAR EDENE DE HAKKINI KULLANSIN"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında bugün yine kürtaj ile ilgili açıklamalarda bulundu. Başbakan Erdoğan şunları söyledi;

"Kürtaj konusuyla ilgili ne diyorlar? Tasarrufta bulunamazsınız. Bırak intihar edene de müsaade et, hakkını kullansın. Kaldı ki burada iki tane cefa var. Bir ana karnındaki ceninin öldürülmesi olayı var, iki kendine zarar var.

Biz bunları konuşurken bilimsel konuşuyoruz. Ana karnındaki ceninin öldürülmesiyle, doğumdan sonra öldürülmüş bir insan arasında hiçbir fark yok. Bu konuda ben hanım kardeşlerimin hassas olmasını başbakan olarak rica ediyorum. Bu bir cinayettir.

ABD’de kürtaja karşı korkunç bir mücadele var. Batının bir çok toplumunda bununla ilgili yasalar var. Bunun bizim değerlerimizde bir defa bir yeri var, buna müsaade verilmez. Bir ölüm tehdidi, vesaire ayrı konular.

SEZARYENDEN İYİ PARA KAZANILIYOR
Aynı şeyi sezaryen için söylüyorum. İnşallah Emsey Hastanesi sezaryen doğumlarda öne çıkan bir hastane olmaz. Son dönemlerde özel hastaneler, sezaryenle doğumda maşallah baya ileri gitti. Yüzde 60, yüzde 70, yüzde 90 bile olanlar var. Niye? Sezaryenle doğumdan iyi para kazanılıyor.

İstisnaları konuşmuyorum. Özel durumlar ayrı bir olay. Ancak Türkiye genelinde yüzde 50 oran var. Sezaryen doğum, bu milletin nüfusunu dengeleme, engelleme operasyonudur. Niye? İki çocuktan fazla olmasın. Sezaryenle olursa iki taneden fazla olmaz." (Zeynep Gürcanlı-Hürriyet)

Başbakan Erdoğan: "Kürtaj yasası çıkartacağız!"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Zaten bakanıma söyledim, kürtajla ilgili yasayı hazırlıyoruz ve bu yasayı çıkartacağız" dedi.

Erdoğan, Pendik'teki Emsey Hospital'ın hizmete girmesi dolasıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, doktorlar başta olmak üzere sağlık personeline yönelik saldırıları şiddetle kınadığını belirterek, "Sağlık personeline yönelik hiçbir saldırıya, hiçbir densizliğe karşı müsamahamızın olmadığı bilinmelidir. Sadece teşekkürü ve taktiri hak eden bu kardeşlerimizin daima yanındayız. Desteğimiz daima onlarla beraber" dedi.

ABD'de kürtaja karşı mücadele ve yasalar olduğunu belirten Erdoğan, "Batının birçok toplumunda aynı şekilde bununla ilgili çıkarılmış yasalar var. Şimdi biz de bunu çalışıyoruz. Bunun bizim değerlerimizde bir defa yeri var. Buna müsaade edilmez. Allah göstermesin, bir ölüm tehdidi gibi şeyler, onlar ayrı konular" diye konuştu. (cnnturk)

Sağlık Bakanı'ndan 'kürtaj' açıklaması

Kürtaj tamamen yasaklanabilir

Başbakan Erdoğan'ın talimatının ardından kürtaja yasal düzenleme geleceğini belirten Sağlık Bakanı, "Kadın örgütleri tüm Türkiye'yi temsil etmez" dedi.

Başbakan Erdoğan'ın kürtaj ile ilgili açıklamasının ardından konuşan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kürtajın tamamen yasaklanmasının da söz konusu olabileceğini söyledi. "10 haftalık sınırı gözden geçireceğiz. Kürtajın tamamen yasaklanması da söz konusu olabilir. Siyasi karardır. Çalışmayı Başbakan'a sunacağım" şeklinde konuşan Akdağ, kürtaj açıklamalarına gelen eleştiriler için de "Kadın örgütleri tüm Türkiye'yi temsil etmez" dedi. (Kaynak: Cumhuriyet)

Banka ve Kredi haberleri

Daha fazla haber