Güncel

Çok zararlı ama...

Written By THA on Friday, 13 December 2013 | 14:34

Pillerdeki insan sağlığına zararlı cıva ve kadmiyum gibi maddelerin oranının azaltıldığı bildirildi.

Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği (TAP) Teknik ve Eğitim Hizmetleri Sorumlusu Savaş Arna, Türkiye'deki atık pilleri toplayan tek yetkili kuruluşun TAP olduğunu söyledi.

Atık pillerin toplanmasıyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinesinde Türkiye'nin birçok yerinde eğitim çalışması yürüttüklerini belirten Arna, eğitimlerde öğrenci ve öğretmenlere, atık pilin içerisindeki insan sağlığına zararlı maddelerin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini anlattıklarını ifade etti. Pillerin insan sağlığına zararsız hale getirilmeye çalışıldığını aktaran Arna, şöyle devam etti:

"Piller dışarıdan göründüğü gibi değil, kapalı bir kutu. Pillerin içerisinde değişik kimyasallar, çözeltiler ve metaller vardır. Pillerin türlerine göre bünyelerinde demir, çinko, mangan, nikel, kadmiyum, lityum, kobalt, plastik ve karton gibi maddeler bulunuyor. Bunlar çöp alanlarına rastgele atıldıklarında bir süre sonra delinecekleri için içerisinde bulunan bütün kimyasallar sızarak toprağa geçecektir. Bu çevre kirlenmesine neden olacaktır."

Arna, pillerden sızan kimyasalların suya karışmasının balıklar için ölümcül olabileceğini, bu atıkların karıştığı sularla ürünleri sulamanın da çok tehlikeli olduğunu vurguladı. Pillerin olumsuz etkilerinin azaltılması için çeşitli çalışmalar yapıldığını belirten Arna, "Pillerdeki zararlı maddelerin oranı son derece azaltıldı. Pilin içerisindeki cıva ve ağır metal olan kadmiyum için önlemler alındı. Kadmiyumu önlemek için her türlü çaba gösteriliyor. Yaklaşık 5-10 yıl içerisinde pildeki zararlılık oranı sıfıra düşürülebilir" diye konuştu.

EN ÇOK OKULLARDAN TOPLANIYOR

Arna, en çok atık pilin okullardan toplandığını, 5 yıldır uyguladıkları atık pil toplama kampanyası kapsamında yaklaşık 1,5 ton atık pil topladıklarını söyledi. Okulların adeta, "atık pil toplama merkezi" olduğunu belirten Arna, "Türkiye'de toplanan atık pilin yüzde 40'ı okullarda toplanmaktadır. Biz de bu kapsamda eğitimcinin eğitimi programı çerçevesinde öğretmenlerimize bilgiler veriyoruz" dedi.

Arna, pillerin uzun ömürlü kullanılması ve zararının ortadan kaldırılması için çeşitli yöntemler uygulanabileceğini söyledi. Pilleri nehirlere atmamak, gömmemek, yakmamak ve çöpe atmamak gerektiğini belirten Arna, şunları kaydetti:

"Pilleri serin ve rutubetsiz yerlerde saklayın. Akmış pilleri çıplak ve ıslak elle tutmayın. Şarj edilemeyen piller kesinlikle şarj işlemine tabii tutulmamalıdır. Aksi halde aşırı ısınma, şişme, gaz çıkışı, alevlenme ve hatta patlama görülebilir. Bir aleti pil takılıyken uzun süreli çalıştırmıyorsanız pilleri içerisinden çıkarınız. Pilleri kesinlikle delmeyin ve içini açmaya çalışmayınız. Çocukların pillerle oynamasına izin verilmemesi gerekiyor. Yutma tehlikesine karşı düğme piller ve diğer piller, küçük çocukların ulaşamayacağı yerde muhafaza edilmeli." (AA)

Günde 50 gram tüketmek kanser riskini artırıyor

Written By THA on Sunday, 1 December 2013 | 18:10

Sodyum ve potasyum nitrit gibi gıda katkı maddelerinin kullanıldığı işlenmiş et ürünlerinden günde 50 gram tüketildiğinde, bağırsak kanseri riskinin yüzde 21 arttığı belirtildi.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Gültekin, katkı maddelerinin, gıda üretiminde kullanılmadan önce birçok toksikolojik araştırma yapıldığını söyledi.

SENTETİK MADDELER BİLE VAR
Ürünlerin içindekiler bölümünde yer alan bu maddelerin, gıdaların renk, tat, koku, besin değeri ve raf ömrünü iyileştirmek amacıyla kullanıldığını belirten Gültekin, bunların bitkisel, hayvansal ve sentetik kaynaklardan elde edildiğini ifade etti.

Katkı maddelerinin ürünlerde ne kadar kullanılacağının Türk Gıda Kodeksi'nce belirlendiğine işaret eden Gültekin, gıdalarda izin verilen oranların üzerinde kullanıldığı zaman zararlı, çok düşük miktarda kullanıldığında ise zararsız olduğunun veya hastalık yapma risklerinin çok azaldığının, bilimsel olarak ortaya konulduğunu dile getirdi.

İZİN VERİLEN MİKTARLARDA BİLE HASTALIK RİSKİ ARTIYOR
Katkı maddelerinin yüksek miktarda tüketildiklerinde bir kısmının kanserojen olduğunu, bir kısmının da kanserojenlerin etkinliğini artırdığını vurgulayan Gültekin, izin verilen miktarlarda tüketildiğinde bile bazılarının kanser oluşturma riskini artırdığını belirterek, şunları kaydetti:

"İşlenmiş et ürünlerinde antibakteriyel ve renk tutucu olarak sodyum ile potasyum nitrit kullanılır. Yapılan araştırmalara göre sosis, salam, sucuk ve pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinden günde 50 gram tüketmek, bağırsak kanserine yakalanma riskini yüzde 21 artırmaktadır. Dünyada bağırsak kanserinin görülme sıklığı yüzde 2,4 ile yüzde 5 oranında değişir. Yani her yüz kişiden 5'i bağırsak kanserine yakalanmaktadır. Şayet günde 50 gram işlenmiş et ürünü tüketilirse; risk yüzde 21 artarak, 5 kişi yerine 6 kişi bağırsak kanseri olacaktır. Bu risklerden korunmak için işlenmiş et ürünleri tüketimine dikkat etmeliyiz. Özellikle fiyatı düşürmek amacıyla birçok ürüne katılan sentetik tatlandırıcılar, alerji ve migren ataklarını tetikleyici etki gösterebilir. Böbrek yetmezliği olanlara, mineral dengeyi bozacağı için mineraller bakımından zengin katkı maddelerini çok fazla tüketmemelerini öneriyoruz."

"ÇOCUKLARIMIZA ROL MODEL OLMALIYIZ"
Gültekin, piyasada sayıları az da olsa, mümkün olduğu kadar katkı maddesi içermeyen ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.

Alışveriş sırasında, ürünleri mutlaka "içindekiler" bölümüne bakıp almak gerektiğinin altını çizen Gültekin, sözlerine şöyle devam etti:

"Nar ekşisi niyetiyle aldığımız ürünlerin yüzde 90'ından fazlası nar ekşili sostur. İçine renklendirmek için karamel, tatlandırmak için de glikoz şurubu katılır. Katkı maddelerini daha az içeren ürünleri tercih etmeye alışmalıyız. Bu işe çocuklardan başlamak gerekir. Bazı ürünlerde kullanılan sentetik gıda boyaları çocuklarda hiperaktiviteyi artırıcı etki gösterebiliyor. Onların damak zevkini doğal gıdalara alıştırmamız lazım. Normalde katkılı ürünler tükettikleri zaman gıdaların tadını o şekilde alıyorlar. Çocuğumuz lezzet artırıcı katılmış cips yediğinde, o tadı sürekli başka ürünlerde de istiyor. Çocuğunuza doğal pekmez verin, yemeyecektir. Çünkü çikolataya alıştıklarından, o tat daha güzel gelir. Bu konuda çocuklarımıza rol model olmalıyız. Ebeveynler ürün seçerken ürünlerin etiketine bakıp, 'bu uygun değil, diğeri daha uygun' derse, çocuklar da anne ve babalarının kendilerine yaptığı kısıtlamaları görüp, bu konudaki hassasiyetlerine daha çok uyacaktır." (Hürriyet)

Suda eriyen tabletler tehlikeli

Suda eriyen tabletlerin sodyum bakımından çok zengin olması nedeniyle az tuz tüketmesi gereken kişilerde kalp krizi ve felç riskini artırabileceği belirlendi.

İngiltere'deki Dundee Üniversitesi'nden Jacob George ve ekibinin araştırması, reçetesiz satılan birçok suda eriyen tabletin (efervesan) biokarbonat içerdiğini ve düzenli olarak bu ilaçları ya da vitaminleri kullanan bazı hastaların kalp krizi ve felç geçirme riskinin 5 kat arttığını gösterdi.

Araştırma ayrıca, bu hastaların yüksek tansiyon riskinin 7 kat artığını vurguladı. 7 yıl boyunca 1,2 milyon hastanın verilerini inceleyen bilim adamları, sık sık efervesan ilaç ve vitaminleri kullananların erken ölüm riskinin de yüzde 28 fazla olduğunu gördü.

ARADA BİR DEĞİL HER GÜN KULLANANLAR TEHLİKEDE

Yaygın kullanılan, reçetesiz satılan bazı efervesan ilaç ya da vitamin tabletlerinin 3-18 miligram tuz bileşeni olan sodyum içerdiğini belirten bilim adamları, riskin, arada bir değil, her gün bunları kullananlar için arttığına dikkati çekti. Araştırmanın sonuçları İngiliz Tıp Dergisi'nde yayımlandı. (AA)

Peynir diş çürüklerini önlüyor

İstanbul Aydın Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şükrü Karataş, sağlıklı ortamda hazırlanan peynirin, ağız sağlığını önemli ölçüde etkilediğini ve diş çürümelerini önlediğini belirtti.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Gıda Mühendisliği ve Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavi Anabilim Dalı işbirliğiyle hazırlanan araştırma, yatmadan önce tüketilen peynirin diş çürümelerini önlediğini ortaya koydu.

Kalsiyum, mineral, protein bakımından zengin olan peynir tüketiminin, ağız ve diş sağlığını da olumlu etkilediği belirtilen açıklamada, özellikle diş çürümelerinde önemli ölçüde koruyucu özelliği olan peynirin, küçük yaştan itibaren çocuklara sevdirilerek, günlük tüketilen besinler arasında mutlaka yer alması gerektiği kaydedildi.

"DİŞLERİMİZİ FIRÇALAYAMADIĞIMIZDA PEYNİR YİYEREK DİŞ ÇÜRÜMELERİNİ ENGELLEYEBİLİRİZ"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şükrü Karataş, peynirin, tüketilen diğer gıdaların sindirilmesine yardımcı olduğunu aktardı.

Bir parça peynirin, içerisinde bulunan kalsiyum, fosfor mineralleri, yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri ve suda eriyen B2 maddesi ile asit oluşumunu önleyerek, diş çürümelerini engelleyebildiğini belirten Karataş, "Yaptığımız araştırmalar sonucu, sağlıklı ortamda hazırlanan peynir, ağız sağlığını önemli ölçüde etkilemekte, diş çürümelerini önlemektedir. Peynir tüketimini arttırarak, dişlerimizi koruyabilir, çürümeleri önleyebiliriz. Sağlıklı bir ağız, diş ve kemik yapısı için protein, kalsiyum gibi maddeleri doğru besinlerle almamız gerekiyor. Peynir, içinde barındırdığı tüm maddelerle iyi bir koruyucudur" bilgisini verdi.

Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aylin Çilingir de tüketilen yiyecek ve içeceklerin ağız ortamındaki asit miktarını arttırdığını ve bu asit asit oluşumunun dişin sert dokularının yapısının bozulmasına ve çürüklere neden olduğunu kaydetti.

Yemeklerden sonra peynir tüketilmesinin, içeriği nedeniyle ağızdaki asit oluşumunu önleyeceğini ve tükürük salgısını arttıracağını belirten Çilingir, "Peynirin çürük önleyici etkisinin yanı sıra tükürük salgısını artmasının da çürük oluşumunu önleyici etkisi vardır. Gün içerisinde bulunduğumuz ortamlar nedeniyle diş fırçalamayı ihmal edebiliriz, bu gibi durumlarda bir parça peynir yiyerek diş çürümelerini engelleyebiliriz" ifadelerini kullandı. (Hürriyet)

Tansiyon bir türlü düşmüyorsa

Written By THA on Thursday, 7 November 2013 | 21:02

Halk arasında yüksek tansiyon olarak bilinen hipertansiyonda direnç gelişmesi halinde, ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda, yeni uygulanmaya başlanan tedavi yöntemiyle hastalar felç ve organ kayıplarına karşı korunurken, tansiyon da kontrol altında tutulabiliyor.

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak, halk arasında yüksek tansiyon olarak bilinen "hipertansiyon"un toplumun yaklaşık yüzde 50'sini etkileyebilen sinsi bir hastalık olduğunu söyledi.

Hastalığın, çok sessiz ve hiç belirti vermeden gelişebildiğini ifade eden Timurkaynak,"Bu rahatsızlığın kötü tarafının sinsi ilerlemesidir; iyi tarafı ise hastaların tansiyon değerlerinin ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilmesidir" dedi.

"DİRENÇLİ HİPERTANSİYONDA İLAÇ TEDAVİSİ ETKİSİZ"

Timurkaynak, bazı hipertansiyon hastalarının üç veya daha fazla tansiyon ilacını birlikte kullanmalarına rağmen hastalığın kontrol altına alınamayabildiğine dikkat çekti.

Bunun "dirençli hipertansiyon"dan kaynaklandığını dile getiren Timurkaynak, "Dirençli hipertansiyonda hastalar, ilaç kullanmalarına rağmen tansiyonları yeteri kadar düşürülemediğinden, yüksek tansiyon ve onun yaratacağı kalp krizi, kalp yetmezliği, felç, böbrek yetmezliği, körlük, bacak damarlarında tıkanma, aort damarında genişleme ve yırtılma gibi birçok ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa kalıyorlar. Dirençli hipertansiyonda ilaç tedavisi etkisiz kalabiliyor" diye konuştu.

"DAMARLAR YAKILARAK TANSİYON DÜŞÜRÜLÜYOR"

Timurkaynak, yapılan çalışmalarda, dirençli yüksek tansiyon hastalarındaki sorunun, böbrek damarlarındaki sinir sisteminin beyni uyarmasından kaynaklandığını anlatarak, bunun sinir sisteminin tansiyonu tetiklediğini ve düşmesini engellediğini belirtti.

Dirençli hipertansiyon tipi için son yıllarda etkin bir tedavi yönteminin uygulanmaya başladığını müjdeleyen Timurkaynak, "yeni yöntem ile dirençli yüksek tansiyon hastalarının böbrek damarlarındaki sinirlerinin katater yardımı ile yakılarak tedavi edildiğini" söyledi. Timurkaynak, yeni tedavi yöntemine ilişkin, şunları kaydetti:

LOKAL ANESTEZİ İLE 45 DAKİKA SÜRÜYOR

"Yöntem, lokal anestezi altında 45 dakika süren bir operasyon. Kasık damarından içeri girerek, her iki böbrekteki damarların sinirleri yakılıyor. Hasta aynı gün taburcu oluyor. İşlem sırasında risk yok denecek kadar az. Bu yöntem, böbreğe herhangi bir zarar vermiyor. Aksine tansiyonu düşürerek böbreği koruyor.

Söz konusu tedavi şeklinin sonuçlarıyla ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda, tansiyonun ilk aydan itibaren düşmeye başladığı, bu düşüşün altı ayda en yüksek düzeye ulaştığı tespit edildi. Büyük tansiyonda 30 mmHg, küçük tansiyonda 10 mmHg'lik bir düşüş elde ediliyor. İki yıldan uzun süren takiplerde ve daha uzun dönemde bu sonuçlar korunuyor." (AA)

Süt içerek zayıflayın

Written By THA on Wednesday, 6 November 2013 | 21:24

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Akgül, kalsiyumun zayıflama üzerinde önemli etkisi olduğunu belirtti. Akgül, "Günde 2-3 bardak süt tüketilmesi, zayıflamayı kolaylaştırır" dedi.

Akgül, yaptığı açıklamada, kalsiyumun, kemik ve diş yapısının en temel minerali olduğunu belirterek, "Süt, peynir, yoğurt, ayran ve kefir başta olmak üzere de, kuru baklagiller, ceviz, fındık, badem ve yeşil yapraklı sebzeler ile kuru incir ise önemli kalsiyum kaynakları. Bu yiyeceklerin yeterli miktarda tüketiminin kilo verme üzerinde önemli etkisi bulunuyor" diye konuştu.

Akgül, kalsiyumun zayıflama üzerinde önemli bir etkisi bulunduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:"Yapılan çeşitli araştırmalar gösteriyor ki, enerjisi kısıtlı yüksek kalsiyum içeren diyetler, düşük kalsiyum içeren diyetlere göre daha fazla kilo kaybı sağlıyor ve yağ yakımını artırıyor. Yine bu çalışmalar bireylerin süt ve süt ürünleri tüketimine yaptıkları diyetlerde ne kadar önem vermeleri gerektiğine de işaret ediyor.

"Diyette süt ve süt ürünlerine mutlaka yer verilmesi gerektiğine vurgu yapan Akgül, "Yetişkin bireylerin günlük kalsiyum ihtiyacı yaklaşık 1000 miligramdır. Kişi, günlük kalsiyum ihtiyacını 2-3 bardak süt ve süt ürünleri tüketimiyle rahatça sağlayıp zayıflamaya yardımcı olabilir. Vücudun kalsiyum ihtiyacı, gebelik, emzirme, çocukluk ve menopoz dönemlerinde değişkenlik gösteriyor. Yeterli ve dengeli yağ kaybının sağlanması için kişiye özgü bir diyet programında mutlaka süt ve süt ürünlerine de yer verilmesi gerekiyor" dedi.

Akgül az yağlı ürünlerin tercih edilmesi gerektiğine işaret ederek şöyle devam etti: "Az yağlı süt ve süt ürünleri tam yağlı ürünlerle karşılaştırıldığında kalsiyum içerikleri değişmiyor. Kilo kontrolünün sağlanmasında az yağlı kalsiyum kaynaklarına yönelmek de aynı şekilde fayda sağlıyor. Hatta kalsiyumun az yağlı olarak tüketilmesi kilo vermeyi de hızlandırıyor."

Yapılan araştırmaların kilolu bireylerin diyetlerindeki süt ve süt ürünlerinin iyi bir kontrol sağlayıcı olduğunu ve insülin direncinin azalmasında da etken olduğunu gösterdiğini ifade eden Akgül, "Bu ürünler kan şekerinizin daha yavaş yükselmesini sağlayarak, uzun süre doygunluk hissetmenize yardımcı oluyor" şeklinde konuştu. (Sabah)

Aşırı tuz horlama nedeni

Aşırı tuz tüketenler, horlayarak beraber uyudukları kişilere geceleri zindan ediyor. Brezilya'da araştırmacılar, düşük tuzlu diyet ile horlamanın durdurulabileceğini açıkladı.

Aşırı tuz alımının obstrüktüf uyku apnesini artırdığını belirtti. Araştırmaya göre, aşırı tuz alımı vücutta sıvı birikimine yol açıyor. Hastanın yattığı zaman bu sıvı boyundan geçiyor. Solunum yollarının daralmasına yol açıyor. Böylelikle hava akımı engelleniyor. Bu da kişilerin horlamasına yol açıyor. (Sabah)

Banka ve Kredi haberleri

Daha fazla haber